menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın En Zor Sorusu

20 0
22.07.2026

Barışın En Zor Sorusu

Barışın En Zor Sorusu

“PKK için silah bırakmak kolay. Asıl sorun, PKK’nın savaştan sonra kendisini nasıl yeniden tanımlayacağı.”

Kırk yılı aşkın süredir Türkiye’nin en ağır güvenlik, siyaset ve toplumsal meselelerinden biri olan PKK, bugün belki de kuruluşundan bu yana en kapsamlı dönüşüm eşiğinde bulunuyor. Silahlı mücadelenin sona erdirilmesi yönündeki çağrılar, örgütün geleceği, Kürt siyasetinin yeniden şekillenme ihtimali ve bölgesel dengelerde yaşanan hızlı değişim, geniş bir coğrafyanın geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Bu nedenle bugün yaşananları anlamak, PKK’nın son çeyrek yüzyılda geçirdiği dönüşümü doğru okumakla mümkün.

Bu dönüşümü en yakından izleyen isimlerden biri gazeteci ve araştırmacı Aliza Marcus. Uzun yıllar sahada yaptığı araştırmaların ürünü olan Kan ve İnanç (Blood and Belief), PKK’nın kuruluşunu, örgütsel yapısını ve Abdullah Öcalan’ın geçirdiği değişim hakkında uluslararası literatürün en çok başvurulan çalışmalarından biri oldu. Marcus şimdi ise henüz Türkçeye çevrilmeyen yeni kitabı Resurgence and Revolution’da, Öcalan’ın 1999’da yakalanmasının ardından PKK’nın nasıl yeniden örgütlendiğini, Suriye’deki yapılanmasını nasıl inşa ettiğini ve zamanla bölgesel bir aktöre dönüşmesini ayrıntılı biçimde inceliyor.

Bu söyleşide Marcus’la, PKK’nın yeniden yapılanma arayışını, Öcalan’ın hareket üzerindeki etkisini, Suriye’nin örgüt açısından taşıdığı stratejik önemi, Batı’nın PKK’ya bakışını ve barış sürecinin önündeki en zorlu başlıkları konuştuk. 

PKK’nın geleceğine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde bu röportaj, örgütün iç dinamiklerini ve bölgesel bağlamını anlamak isteyenler için önemli bir perspektif sunuyor.

“PKK 27 YIL SONRA EN BÜYÜK SINAVI VERİYOR”

Daha önceki çalışmalarınızda PKK’nın kendisini siyasal ve ideolojik olarak yeniden üretebilme becerisi sayesinde ayakta kaldığını savunuyordunuz. Sizce bugün Türkiye’de yaşanan süreç, örgüt açısından yeni bir dönüşüm ve yeniden yapılanma evresine mi işaret ediyor?

PKK, bugün 1999’da Öcalan’ın yakalanmasından bu yana karşı karşıya olduğu en büyük sınavı veriyor. Öcalan geçen yıl PKK’dan iki şey istedi: Savaşı bitirmesi ve yeniden yapılanması. Bunlardan ilki nispeten kolaydı. Ancak ikincisi çok daha karmaşık, çünkü yeniden yapılanmanın gerçekte ne anlama geldiği sorusu ortada duruyor. Öcalan bu konuda, en azından bizim bildiğimiz kadarıyla, çok az somut ayrıntı sundu. Kandil’in de bundan sonra ne yapacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yaşadığı açık. Ancak on yıllar boyunca örgütün Türkiye içindeki Kürt milliyetçi faaliyetleri üzerindeki etkisi ve hâkimiyeti silahlı mücadeleden kaynaklandı. Daha sonra, Öcalan’ın yakalanmasının ardından PKK, şiddet içermeyen siyasal, kültürel ve toplumsal kuruluşlardan da oluşan geniş bir ağ kurdu. Savaşla birlikte bu kurumlar, PKK’nın kontrolünü sürdürmesine ve Kürt siyasetinin gündemini belirlemesine yardım etti.

Ancak bugün her şey değişim içinde. Savaş sona erdi, fakat savaşçılar hâlâ dağlarda. Türkiye’de Kürt siyaseti baskı altında ve Selahattin Demirtaş gibi siyasetçiler ile siyasi aktivistler cezaevinde. Öcalan’ın artık Kürtlerin ne talep etmesi gerektiğine ilişkin açıklamaları ise oldukça belirsiz. Üstelik bu açıklamalar Kürt kimliğine odaklanmıyor. PKK’nın varlığını sürdürebilmesi için yeni bir örgütsel yapıya ya da yeni bir vizyona ihtiyacı olsa da şu anda elinde böyle bir çerçeve bulunmuyor. Bu, örgüt açısından önemli bir sorun. Kitabımda da yazdığım gibi, 2000-2004 yılları arasında PKK benzer bir meydan okumayla karşı karşıya kalmış, bu süreç örgüt içinde bir bölünmeye yol açmış ve PKK’nın ateşkesi sona erdirme kararında etkili faktörlerden biri olmuştu.

Türkiye’nin bugün yürüttüğü süreçte, siyasi normalleşme ile bölgesel gerçekliklerin giderek daha fazla iç içe geçtiği görülüyor. Sizce bu süreci geçmişte PKK ile yürütülen diyalog girişimlerinden ayıran temel fark nedir?

Haklısınız; bugün devam eden görüşmeler ile geçmişte Türk devleti ve PKK arasında yürütülen barış görüşmeleri birbirinden farklı. En önemli fark, bu kez Öcalan’ın herhangi bir somut güvence almadan önce savaş tehdidini kalıcı biçimde ortadan kaldırmaya istekli olması. Başka bir ifadeyle, önce savaşı sona erdirdi ve PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptı, ardından müzakereler başladı. Elbette görüşmeler bunun öncesinde de yürütülüyordu ancak savaşın sona ermesinden sonra tarafların gerçekten bir uzlaşıya varmaya çalıştıkları izlenimi ortaya çıktı.

Peki Öcalan neden böyle bir risk aldı? Görünüşe göre barış sürecini belirleyen iki temel unsur vardı. Birincisi, PKK, askerî açıdan Oslo ve İmralı görüşmeleri dönemine kıyasla çok daha zayıf bir konumdaydı. Son on yılda Türkiye’nin geliştirdiği ileri askerî teknolojiler PKK’yı büyük ölçüde Türkiye’nin güneydoğusundan çıkardı ve örgütü savunma pozisyonuna itti. Çatışmalar esas olarak Kuzey Irak’a, yani Irak Kürdistanı olarak adlandırılan bölgeye taşındı. Orada bile PKK mensupları büyük ölçüde yeraltında faaliyet yürütmek zorunda kaldı. Bunun anlamı, Ankara’nın müzakere şartlarını belirleme konusunda daha güçlü bir konuma gelmesi ve anlaşma öncesinde PKK’nın silah bırakmasını talep edebilmesiydi.

İkinci olarak, bölgesel dinamikler değişti. Irak Kürdistanı artık uluslararası alanda tanınan bir yönetim tarafından idare ediliyor. Türkiye’nin Irak Kürdistanı’ndaki PKK hedeflerine yönelik saldırıları ve PKK’nın geniş alanlar üzerindeki kontrolü, Irak Kürt yönetimi açısından ciddi bir sorun oluşturdu. Ayrıca PKK’nın burada faaliyet göstermesi giderek zorlaştı, çünkü bölge artık 1980’ler ve 1990’lardaki gibi gelişmemiş ve sınırlı düzeyde yönetilen bir alan değil. PKK ilk üslerini kurduğu dönemdeki koşullar artık mevcut değil.

Bu iki unsurla bağlantılı olarak Rojava’daki durum da önem taşıyor. PKK’nın Türkiye ile yürüttüğü savaş, Mesud Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Rojava ile ilişki kurmasının önünde bir engeldi. Oysa bu ilişki, Rojava yönetiminin meşruiyet kazanması ve belirli ölçüde korunması açısından önemliydi. PKK’nın Türkiye’ye karşı yürüttüğü savaş aynı zamanda Ankara tarafından Rojava’ya yönelik saldırıların gerekçelerinden biri olarak gösteriliyordu. PKK açısından Rojava son derece önemliydi ve bugün, Suriye devlet yapısına entegre olma süreci yaşanıyor olsa bile bu önemini koruyor. Türkiye’den gelen tehdit de, ortada henüz somut bir anlaşma bulunmadan önce örgütün bir uzlaşma arayışına yönelmesinde etkili faktörlerden biriydi.

Yeni kitabınız, birçok gözlemcinin örgütün en zayıf dönemi olarak değerlendirdiği 1999 sonrası yeniden toparlanma sürecine odaklanıyor. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından PKK’nın yeniden örgütlenmesini ve bölgesel bir aktör olarak ortaya çıkmasını sağlayan temel etkenler nelerdi?

PKK’nın Öcalan’ın yakalanmasından sonra varlığını sürdürebilmesini sağlayan iki temel unsur vardı. Birincisi, dönemin başbakanı Bülent Ecevit, Öcalan’ın yakalanmasının PKK’nın yenilgisi anlamına geldiğini düşündü ve bu nedenle Kürtlere demokratik haklar tanınmasına gerek olmadığı kanaati oluştu. Böylece “Kürt sorunu” varlığını sürdürdü.

İkincisi ise Öcalan’ın mücadeleden vazgeçmemesiydi. Evet, yakalanmasının ardından mahkemede yaptığı açıklamalar, bağımsız Kürt devleti ya da özyönetim yerine demokratik bir Türkiye talep etmeye başlaması nedeniyle teslim olmuş izlenimi yarattı. Ancak sonraki birkaç yıl içinde, kısmen PKK’nın içeride zayıfladığını ve dışarıda destek kaybettiğini görmesi nedeniyle, yeniden özyönetim fikrine yöneldi ve PKK’yı güçlendirmeye yönelik kararlar aldı.

Öcalan’ın o dönemde ne yaptığı, neden yaptığı ve örgütü neredeyse parçalayacak olan bölünme, kitabımın önemli odak noktalarından biri. Çünkü PKK tarihinin son derece ilgi çekici bir dönemini oluşturuyor. Temel olarak, 2004 yılında savaşın yeniden başlatılması kararı örgüte büyük ölçüde fayda sağladı; çünkü PKK’ya yeniden bir amaç ve odak kazandırdı. Ayrıca Öcalan’ın yaklaşık 2002 yılında PYD ve PJAK gibi bölgesel yapılanmaların kurulmasına karar vermesi de önemliydi. Bu sayede Suriye ve İran kökenli PKK kadroları örgüt içinde tutulabildi ve yeni destek kaynakları harekete geçirildi.

“PKK,........

© Perspektif