menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sadık Çelik yazdı: Bir çocuğun içine yerleşen ses

11 0
friday

LGS sınavından çıkan bir kız çocuğu... Annesi matematik öğretmeni. Çocuk matematik testinde beş yanlış yapmış. Videoda dikkat çeken şey ise bu beş yanlışa yüklenen anlam. Zira annenin kaygısı, çocuğun emeğinin karşılığını alamaması değil. "El aleme ne diyeceğiz?", "İnsan içine nasıl çıkacağız?" cümleleri, birkaç dakika içinde bütün konuşmayı ele geçiriyor. O anda sanki sınavı çocuk değil, anne veriyor. Başarısız olma korkusunu da kendi üzerine alıyor, sonra onu olduğu gibi çocuğun omuzlarına bırakıyor.

Bir çocuğun daha on bir-on iki yaşlarından itibaren bir sınava hazırlanmak için odalara kapanması, oyun saatlerini test kitaplarına değiştirmesi başlı başına ağır bir yükken, bir de sevdiği insanın sevgisini veya onayını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalması çok daha başka bir ağırlık oluşturuyor. Çünkü o noktadan sonra çocuk, yanlış yapmaktan değil; yanlış yaptığı için karşılaşacağı bakıştan korkmaya başlıyor.

Belki de insan hayatındaki en derin yaralar tam burada başlıyor. Çünkü bizi değiştiren şey çoğu zaman yaşadığımız olaylar değil, o olaylar karşısında içimize yerleşen sesler oluyor. Anne birkaç dakika konuşuyor belki ama çocuk o konuşmayı yıllarca kendi içinde tekrar ediyor. Başlangıçta annesine ait olan ses, yavaş yavaş çocuğun kendi iç sesi haline geliyor.

İşte bu yüzden uzun zamandır kendime şu soruyu soruyorum:

İnsan neden bazen onurunu korumak yerine huzurunu korumayı seçiyor? Daha da önemlisi, kendisine yapılan büyük haksızlıkları zamanla nasıl olup da normalleştirebiliyor?

Belki de bu sorunun cevabı, insanın sandığımız kadar adalet arayan bir varlık olmamasında yatıyordur. Çünkü yalnızca haklı olmak istemeyiz. Aynı zamanda ait olmak, kabul görmek, dışlanmamak ve hayatımıza devam edebilmek de isteriz.

Elbette herkes geri çekilmez. Mücadele edenler, itiraz edenler, bedel ödemeyi göze alanlar da vardır. Ancak onların karşısına da çoğu zaman başka bir baskı çıkar: Toplumun yargısı. Özellikle toplumsal ve siyasal meselelerde, insanlar haksızlığın kendisini tartışmaktan çok, ona itiraz eden kişiyi yargılamaya meyillidir.

Ancak hayatın içinde çokça, tuhaf bir biçimde kendi incinmişliğimizin üzerinden geçerek yaşamaya........

© OdaTV