Barrack’ın Hayırsever Monarşisi: Emperyalizmin Demokrasiyle Vedası
Bazı cümleler vardır; bir diplomatın ağzından çıktığında yalnızca bir görüş değil, bir imparatorluğun bilinçaltı konuşur. Kelimeler sade görünür ama taşıdıkları tarih ağırdır. Antalya’da kurulan o kürsüde, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack konuşurken, aslında yalnızca güncel bir dış politika değerlendirmesi yapmıyordu; daha derin, daha eski ve daha tanıdık bir hakikati yeniden ilan ediyordu: Halklara demokrasi değil, düzen gerekir. Özgürlük değil, itaat. Yurttaş değil, tebaa.
Bazen sömürgecilik asker postalıyla gelir; bazen yatırım raporlarıyla, bazen de “istikrar” kelimesinin arkasına saklanır.
Barrack, Ortadoğu’da demokrasinin işlemediğini söyledi. Hatta daha ileri giderek, bu coğrafya için en uygun yönetim biçiminin “hayırsever monarşi” olduğunu savundu. Ne kadar zarif bir ifade: hayırsever monarşi. Sanki halkın sırtına çöken tahakküm, iyi niyetli bir baba şefkatiyle yumuşatılabilirmiş gibi. Sanki iktidarın mutlaklaşması yalnızca niyet meselesiymiş gibi. Sanki sarayların gölgesi altında büyüyen yoksulluk, yalnızca kültürel bir tercihmiş gibi.
Oysa biz bu dili iyi tanıyoruz.
Bu dil, bir halkın kendi kaderini tayin hakkını tehlikeli bulanların dilidir. Bu dil, seçim sandığını ancak kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece meşru görenlerin dilidir. Bu dil, petrol kuyularının başında insan hakları nutku atan, ama aynı anda diktatörlerle tokalaşanların dilidir.
Demokrasi onlar için bir ilke değil; çoğu zaman jeopolitik bir araçtır. Uygun olduğunda savunulur, uygun olmadığında ertelenir. İnsan hakları söylemi ise çoğu zaman çıkar dengelerinin gölgesinde şekillenir.
Bugün Washington’un demokrasiyle kurduğu ilişki, evrensel ilkelerden çok stratejik ihtiyaçlarla belirleniyor. Tom Barrack’ın sözleri bu yüzden........
