menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asıl Kıvılcım, Ekonomik ve Duygusal Olacak!?

6 0
24.03.2025
Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve adliyeye sevk edilmesi sürecinde gözlemlenen yoğun güvenlik önlemleri,

Polis ablukası, adliye çevresindeki yasaklamalar ve Türkiye genelinde alınan tedbirler gerçekten dikkat çekici bir tablo sundu.

Bu durum, farklı açılardan yorumlanabilir ve birkaç olası açıklamayı gündeme getiriyor:

Birincisi, "güvenlik kaygısı" boyutu var.

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hem yerel hem de ulusal çapta tanınan, geniş bir destek tabanına sahip bir figür.

CHP'nin önde gelen isimlerinden biri olmasının yanı sıra, geçmişte hükümetle ters düşen açıklamaları ve politik duruşu nedeniyle polarize bir konuma sahip.

Böylesine yüksek profilli bir ismin gözaltına alınması, doğal olarak halk hareketlerini tetikleyebilir.

Türkiye'nin geçmişteki Gezi Parkı olayları gibi kitlesel protestoları göz önünde bulundurursak,

Yetkililerin olası bir toplumsal tepkiden çekindiği düşünülebilir.

Adliye önündeki ablukalar ve genel yasaklamalar, bu bağlamda "kontrolü elden bırakmama" çabasını yansıtıyor olabilir.

İkincisi, "siyasi mesaj" boyutu öne çıkıyor.

Bu kadar abartılı bir güç gösterisi, sadece güvenlik kaygısından ziyade bir "gözdağı" olarak da okunabilir.

İmamoğlu'nun 2019'da İstanbul seçimlerini kazanması, AK Parti için ciddi bir sembolik yenilgiydi ve o zamandan beri hükümetle arasında bir gerilim hattı oluştu.

Bu süreçte alınan olağanüstü önlemler, muhalefete ve destekçilerine "herhangi bir direnişin veya kaosun tolere edilmeyeceği" mesajını vermeyi amaçlıyor olabilir.

Yani, bu durum bir korku ifadesinden çok, otoritenin gücünü pekiştirme hamlesi olarak değerlendirilebilir.

Üçüncüsü, "kamuoyu algısı" meselesi var.

İmamoğlu'nun gözaltına alınış şekli ve çevresindeki yoğun güvenlik önlemleri, onu "tehlikeli" veya "önemli bir tehdit" gibi göstermeyi hedefliyor olabilir.

Bu, hükümet yanlısı kesimlerde "Bakın, bu adam suçlu ve tehlikeli, yoksa neden bu kadar önlem alınsın?" algısını yaratabilir.

Ancak tersine, muhalif kesimlerde ise "Bu kadar korkuyorlar ki abartılı bir güç kullanıyorlar" düşüncesini pekiştirebilir.
Peki bu neyi açıklıyor?!

Bence bu durum, İmamoğlu'nun sadece bir belediye başkanı olmanın ötesinde, Türkiye siyasetinde bir "sembol" haline geldiğini gösteriyor.

Onun şahsında, muhalefetin genel gücüne ve potansiyeline dair bir hesaplaşma yaşanıyor olabilir.

Yetkililerin bu denli yoğun önlem alması, belki korkudan çok, kontrolü tamamen ellerinde tutma arzusunu ve herhangi bir riski göze almama stratejisini yansıtıyor.

Öte yandan, bu abartılı tepki, ters tepebilir ve İmamoğlu'nun mağduriyetini artırarak muhalefeti daha da kenetleyebilirki, bu, Türkiye siyasetinde sıkça görülen bir paradoks.

Bu önlemlerin uzun vadede kimin lehine işleyeceği, birkaç temel dinamiğe bağlı:

Türkiye’deki toplumsal ruh hali, ekonomik durum, muhalefetin bu krizi nasıl yöneteceği ve hükümetin adımları.

Her iki taraf için de avantajlar ve riskler var; gelin bunları adım adım değerlendirelim.

- Hükümetin Lehine İşleme İhtimali

Hükümet açısından, bu yoğun güvenlik önlemleri ve İmamoğlu'na yönelik sert tutum, otoriteyi perçinleme potansiyeli taşıyor.

Eğer amaç "muhalefeti sindirmek" ve "herhangi bir direnişin bedelini ağır ödeteceğini göstermek" ise, kısa vadede bu strateji işe yarayabilir.

Türkiye'de geçmişte benzer durumlar -misal, Selahattin Demirtaş'ın tutuklanması- hükümetin elini güçlendirmişti.

Çünkü muhalif hareketler bir süreliğine dağılmış veya etkisizleşmişti.

Ayrıca, hükümet yanlısı medya bu süreci "adaletin tecellisi” ve "suçluların cezalandırılması" olarak çerçeveleyip tabanını konsolide edebilir.

Eğer İmamoğlu'nun yerine kayyum atanır ve İstanbul'da kontrol yeniden AK Parti'nin eline geçerse, bu, hükümet için sembolik bir zafer olur.

Muhalefete "büyük şehirleri bile koruyamazsınız" mesajı verir.

Ancak bu senaryonun sürdürülebilirliği, halkın tepkisine ve ekonomik koşullara bağlı.

Şu an Türkiye'de enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi sorunlar zaten hükümetin aleyhine bir kamuoyu baskısı yaratıyor.

Eğer bu sert önlemler, halkta "baskı artıyor" algısını pekiştirir ve ekonomik sorunlarla birleşirse, uzun vadede hükümetin meşruiyeti zedelenebilir.

- Muhalefetin Lehine İşleme........

© ngazete