Berlin Duvarı yıkılıncaya kadar göremedik
80’li yılların sonlarında üniversitenin solcu çocukları olarak sahaya çıktığımızda, Beyazıt Meydanı’na Ruslar gelmeye başlamıştı. Çantalarına doldurdukları votkaları gösterip işaret diliyle, el kol hareketleri ile pazarlık yapıyorlardı. Sadece votka mı? Aklınıza ne gelirse Beyazıt’ta kurulan Rus Pazarı’nda satmaya başlamışlardı. Azeriler, Kırgızlar, Türkmenler evlerindeki halıları, kilimleri toplayıp gelmişti. Ruslar; takım sandıklarını, zücaciyeyi, matruşkaları valizlerine doldurup getirmişti. Ukraynalılar votka satıyordu.
Henüz Sovyetler Birliği bir ucu Kaliningrad’dan Bişkek’e, diğeri Kamçatka’dan Odessa’ya uzanan, güneşin batmadığı devasa bir imparatorluktu.
Kısa bir süre sonra bugün haritalardan silinen Yugoslavya’dan da gelmeye başladılar.
Ruslar, Yugoslavlar dönerken valizlerine tıka basa ince çorap, kot pantolon, deri ceket, makyaj malzemesi, parfüm doldurup gidiyordu. Biz onları görüyorduk; ancak Doğu Bloku hızla çökerken milyonlarca insanın enkaz altında kalmamak için çırpındığını görmüyorduk. Üniversite kampüsünde Türkiye’nin geleceğine, sosyalizme,........
