Eğer bir doktrine bağlanırsak hareketi dondururuz...
Hafta sonu cumartesi, 35 yıllık dostum İlhan Kesici’yi ziyaret ettim... Bu, röportaj amaçlı bir ziyaret değildi...
O sohbetin bir yerinde konu döndü dolaştı, siyasetin bugünkü haline geldi...
Siyasetin çok ağır ideolojik baskılar altına girdiğini ve giderek merkezden uzaklaştığına dikkat çektim…
Bu aynı zamanda Atatürk ilke ve inkılâplarından da uzaklaşmaktı…
“Şevket Süreyya Aydemir galiba, ‘İhtilalin Mantığı’ isimli kitabında” dediğim anda…
“Müsaadenle” deyip sandalyesinden kalktı, 20.000 (20 bin) kitaplı kütüphanesine gitti…
Elinde 2 kitapla geri geldi... İkisi de Şevket Süreyya Aydemir’in eseri idi... Birisi “İhtilalin Mantığı” diğeri, “Menderes’in Dramı...”
Öncelikle “İhtilalin Mantığı” kitabını açtı...
sayfayıgösterdi: “bu mu?..”
“Aynen bu ama” dedim, “bendeki baskıda ‘oğlum’ değil de o ünlü hitabı ‘çocuk’ yazıyordu…”
Hemen sayfanın fotoğrafını çekti benle paylaştı...
Ben de yukarda, sizlerle paylaşıyorum... Yakup Kadri Bey o günkü adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tüzüğünü okuduktan sonra;
Mustafa Kemal Atatürk’e “Pekiyi ama Paşam, bu partinin doktrini yok” der... Atatürk’ün cevabı nettir: “Elbette olmayacak oğlum, eğer bir doktrine bağlanırsak hareketi dondururuz...”
İki uç da aynı sonuca çıkıyor:
Atatürk’ün bu yaklaşım, çoğu zaman yanlış anlaşılır...
Doktrinsizlik, ilkesizlik sanılır...
Oysa Atatürk’ün işaret ettiği şey, katı kalıpların siyaseti felç etmesidir...
Hayat akışkandır, toplum değişir, ekonomi dönüşür…
Dünya sürekli yeniden kurulur...
Bu nedenle siyaset, donmuş formüllerle değil, canlı bir akılla yönetilmelidir…
Bugün Türkiye’de siyaset tam da bu nedenle tıkanmış görünüyor.
Bir yanda ideolojik katılık, diğer yanda ilkesiz pragmatizm…
İki uç da aynı sonuca çıkıyor:
Düşünce üretmeyen, sadece tekrar eden bir siyaset... Oysa…
Siyaset donarsa, toplum da donar...
Geçmişin devlet aklı, siyaseti bir “zihniyet meselesi” olarak görürdü...
Ekonomiyi sadece rakamlarla değil, insanla birlikte değerlendirirdi...
Bugün ise siyaset, giderek daha fazla sloganlara ve kısa vadeli hesaplara sıkışıyor…
Atatürk’ün “hareketi dondurmamak” uyarısı, aslında bugüne yapılmış bir çağrı gibidir...
Siyasetin görevi, hazır doğrulara tutunmak değil; değişen şartlar içinde doğruyu yeniden üretebilmektir...
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil, yeni bir düşünme biçimidir çünkü…
Donan sadece siyaset olmaz; siyaset donarsa, toplum da donar…
Ve hiçbir toplum, donarak ilerleyemez.
