Demirbaş yoksulluk!
Öğretmen kardeşim geçen yıl dört yıldır okuttuğu öğrencilerini mezun edip ortaokula uğurladı.
Haliyle bu yıl birinci sınıfları okutmaya hazırlanıyor.
Buluşup annemin evine gidecektik. Ancak kırtasiyede olduğunu, yeni sınıfı için hazırlık yaptığını ve işinin birkaç saat süreceğini söyledi. Ben onu beklemeden gittim.
Annemin evine gelir gelmez, kırtasiyeden aldığı ürünleri çıkarıp bir şeyler yapmaya başladı.
Kendi bastırıp, keserek şekil verdiği süslerin içine bir kalem koyuyor, yeni gelecek öğrencilerine hediyeler hazırlıyordu.
Bir devlet okulunda çalışan, anne babalarından ilk defa ayrılacak çocukları derslikte sorunsuzca tutabilmenin yollarını arayan o idealist öğretmeni izlerken bugünkü yazımı yazma konusunda zamanımın daraldığını fark ettim.
Karşımda öyle muhteşem bir manzara vardı ki...
“Bırak bu sıkıcı siyaset konularını, bugün şu anda yaşadığın bu duyguyu yaz” dedim kendi kendime...
Aklıma bir silgi kokusu geldi.
Siz deyin 40, ben deyim 45 yıldır duymadığım ama unutamadığım bir koku.
(Annemin hastalığından öğrendim, ses hafızasıyla koku hafızası görsel hafızadan daha güçlü olabiliyormuş.)
O kokuyu burnumda hissettiğim anda tuhaf bir duygu kapladı her yerimi.
Zamanda geri gittim. Mekân değiştirdim, kendimi anavatanımda, çocukluğumda buldum.
İlk kimin başlattığı bilinmeyen, ama her ilkokul öğrencisinin tabu gibi uyguladığı bir yöntem vardı. O muhteşem kokulu silginin ortasından delik açıp ip........
