menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Baharı beklerken...

423 0
13.03.2026

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi isimli romanından uyarlanan TV dizisi çok ses getirdi.

Çok beğenenlerle hiç beğenmeyenler Türkiye gibi kutuplaşmış vaziyette.

Ben Masumiyet Müzesi’ni okurken düğün sahnesinde yan masaya gelen Işıkçı ailesinin Cevdet Bey ve Oğulları romanındaki Işıkçı ailesi olduğunu fark ettiğimde şaşırmıştım. Işıkçılar da Basmacılar da Nişantaşı/Çukurcuma hattında yaşıyordu. Orhan Pamuk, Karslıları kızdıran Kar romanından söz ederken romanın baş kahramanı Ka’yı da “Nişantaşılı burjuva” olarak tanımlar.

Eserinde ortak mekanlar, imgelemler, mesajlar kullanmak bütün büyük yazarların alışkanlığı olsa gerek.

Rus yazar Tolstoy da yaşadığı yerdeki gölün ve derelerin kışın buz tutup baharda çözülmesini birçok eserinde kullanır.

Anna Karenina’da kış biterken buzların büyük gürültüyle çatlayıp kırılmasını dramatik bir şekilde anlatır. Levin karakteri kıyıda dururken, nehir üzerindeki donmuş buzdan kabuk dev levhalar halinde çatlar ve su yeniden akmaya başlar.

Bu sahne aynı zamanda Levin’in iç dünyasındaki çözülme ve yeniden umut bulmasını da özetler.

Savaş ve Barış’ta aynı manzara şöyle anlatılır: “Bahar geldiğinde nehirler buzlarını kırar. Önce sessiz bir çatlak duyulur, sonra birdenbire bütün buz tabakası hareket eder ve ağır levhalar birbirine çarparak ilerler...”

Buzlar bu defa toplumsal hareketleri sembolize eder.

Yazarın çocukluğunu, gençliğini anlattığı........

© Nefes