menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bedenin siyaseti

17 0
04.06.2026

İnsan neden güvenlik ister?

Bireyi, toplumu ve siyaseti anlamak için sorulabilecek en temel sorulardan biridir bu.

İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir. Aynı zamanda hisseden, bekleyen, korkan, umut eden ve geleceğe hazırlanmaya çalışan bir organizmadır. Beynimiz yalnızca içinde bulunduğumuz anı yönetmez. Henüz yaşanmamış olanı da hesaplamaya çalışır. Yaklaşan tehlikeyi sezmek, olası riskleri tahmin etmek ve buna göre hazırlanmak, hayatta kalabilmemizi sağlayan en kadim yeteneklerimizde biridir.

Belki de bu nedenle insan tarihi yalnızca özgürlük arayışının değil, güvenlik arayışının da tarihidir.

İnsanlar her çağda daha iyi bir hayat istemiştir. İyi hayatın ne olduğu konusunda farklı düşünseler de, güvenlik ihtiyacı konusunda büyük ölçüde ortaklaşmışlardır. Çünkü güvenlik yalnızca fiziksel bir mesele değildir. İnsan, yarın neyle karşılaşacağını az çok öngörebildiği ölçüde kendisini güvende hisseder. Belirsizlik arttığında ise yalnızca düşünceler değil, beden de değişmeye başlar.

Eskiden insanlar gelecek planları yapardı. Bugün ise giderek daha fazla insan gelecek tahminleri yapmaya çalışıyor. İkisi asla aynı şey değil.

Plan yapmak, geleceğin belirli ölçüde öngörülebilir olduğuna inanmayı gerektirir. Tahmin etmek ise belirsizliğin içinde yön bulmaya çalışmaktır. Birinde insan geleceği şekillendirdiğini hisseder; diğerinde ise geleceğin kendisini şekillendirmesinden endişe duyar.

Belki de çağımızın en belirleyici duygularından biri tam olarak budur: Belirsizlik.

Peki sürekli belirsizlik içinde yaşayan toplumlar nasıl değişir? Daha da önemlisi, belirsizlik yalnızca insanların ne düşündüğünü mü etkiler, yoksa bedenlerine, davranışlarına ve nihayet siyasi tercihlerine kadar uzanan daha derin sonuçlar mı doğurur?

Modern nörobilim, beynin pasif bir organ olmadığını gösteriyor. Beyin sürekli olarak çevresini tarar, olası tehditleri hesaplar ve henüz gerçekleşmemiş durumlara karşı hazırlık yapar.

Bu nedenle insan yalnızca yaşadıklarına değil, yaşayabileceğini düşündüğü şeylere de tepki verir.

Henüz işini kaybetmemiş bir insan işsizlik korkusu yaşayabilir örneğin. Henüz yoksullaşmamış bir insan yoksullaşma kaygısı hissedebilir. Henüz başına kötü bir olay gelmemiş bir insan, onun ihtimaliyle bile huzursuz olabilir. Çünkü insan organizması için bazen beklenen tehdit ile gerçekleşen tehdit arasındaki fark sandığımız kadar büyük değildir.

Beden, geleceğe ilişkin işaretleri ciddiye alır.

Kalp atışları hızlanır. Uyku düzeni bozulur. Dikkat daralır. Sabır azalır. İnsan kendisini farkında olmadan sürekli tetikte bulur. Sanki görünmeyen bir tehlike biraz ileride bekliyormuş gibi.

Sorun şu ki, insan bedeni kısa süreli tehlikelerle baş etmek konusunda oldukça başarılıdır. Ancak uzun süreli belirsizlikler karşısında aynı başarıyı gösteremez.

Geçici korkularla yaşayabiliriz. Fakat sürekli tedirginlikle yaşamak zordur.

İşte bu nedenle belirsizlik yalnızca ekonomik ya da siyasi bir mesele değildir. Aynı zamanda biyolojik bir meseledir. İnsan bedeninin güvenlik duygusuyla doğrudan ilişkilidir.

Belki de bugün yaşadığımız birçok toplumsal gerilimi anlamak için insanların ne düşündüğünden önce ne hissettiğine bakmak gerekiyor. Zira sürekli alarm halinde yaşayan bir beden, dünyayı da alarm halinde görmeye başlar.

Uzun yıllar boyunca siyaset bilimi, seçmeni büyük ölçüde rasyonel bir varlık olarak ele aldı. Buna göre insanlar bilgi toplar, seçenekleri değerlendirir, kendi çıkarlarını hesaplar ve ardından oy verirler.

Halbuki hayat çoğu zaman bu kadar basit değildir.

Çünkü insan kararlarını yalnızca aklıyla vermez. Korkuları, umutları, aidiyetleri ve güvenlik duygusu da bu sürecin içindedir. Hatta bazı durumlarda bunlar, ekonomik çıkarların ya da ideolojik tercihlerin önüne........

© Muhalif