menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eşik Anı

24 0
21.05.2026

Öğretmenin kaleminde ders değil; dayanma mürekkebi bırakan düzen...

İnsanın en korkulu anı nedir? Her şey ortaya çıktığında üstünü örttüğü an mı yoksa tam sıyrıldım derken ansızın yüze vurulduğu an mı?

Hadi bunu konuşalım. Var mı hatanız? Var hatanız. Var mı ihmalleriniz? Üzerinize yıkılan yükler ve çoğu size ait olmayan sorumluluklar mı onlar? Hadi onları bu yazı bitene kadar bir kenara koyalım. Güzelce itin ama biraz uzaklaşsınlar yoksa yazı daha bitmeden dürterler sizi. Rahatladınız değil mi? Size ait değiller çünkü.

Onlar “kenarın” kenardakilerin işleri.

Biraz kahve içmeye çıkmışlar. Keyif yapıyorlar. Çok şey yaptıklarını söyleyerek hem de: “Siz neden bu kadar mutlusunuz? O zaman size verelim bu sorumlulukları. Bizim daha çok işimiz var. Biraz kahve içeceğiz. Boş boş oturup bir kahve keyfi yapamayacak mıyız biz” insanlarının sorumluluklarını ittiniz mi? O zaman bir “Oh” çekelim. Sessizce.

Her yıkım gürültülü değil, sessizliğin de etkili yıkımları var.

En çok da bunu fark ettiğimizde yoruluruz: Çoğu şey “büyük bir patlama” ile yıkılmaz; yavaş yavaş aşınır. Bir cümleyle, bir bakışla, bir sessizlikle…

En ses olunması gereken yerdeki o sessizlikle... Öğretmenlik tam da burada aşınır.

Bir gün sınıfa girersiniz, defteriniz tamamdır, planınız hazırdır, niyetiniz temizdir. Fakat kapının ardında sizi bekleyen şey sadece bir ders değildir. Bir kurumun tüm görünmeyen gerilimidir. Bir idarenin “idare etme” adı altında çoğu zaman baskıya dönüşen dili. Sert bir dildir o: kayaya sürtün bakalım dişlerinizi.

Bir meslektaşın omzunuza değil de rekabetin gölgesine yaslanan hali. Siz o oyunun içinde bile değilken üstelik. Kendi içinde halledemediği meselelerin günah keçisi olarak sizi belirlemesi. Korku diğer adı;........

© Muhalif