menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Melikler Venezuallaya Girince

11 0
05.01.2026

Melikler Venezuallaya girince

Dedi ki: “Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.” (27/Neml, 34.)

Venezualla’nın meşru devlet başkanı Nikolas Madaoru’nun Amerikan kuvvetleri tarafından derdest edilmesi olayını (3 Ocak 2026) bana Hz. Süleyman-Saba Melikesi hikayesini bir kere daha tarihte olayların tekerrür, şahısların tekrar ettiğini hatırlatmış oldu.

Anlaşıldığı kadarıyla Hz. Süleyman Saba Melikesi ve ülkesi hakkında belli bir bilgiye sahip bulunmaktaydı ama yeterli değildi. Bir süreliğine kaybolan Hüdhüd ona doğru bilgiler getirmektedir. Ne Süleyman ne cinler gaybı bilmiyor, Hüdhüd ancak oraya gidince birtakım bilgilere sahip olabiliyor.

“Her bilenin üstünde bir bilen vardır” (12/Yusuf, 76) fehvasınca onun bilmediklerini bilenler vardır. Hüdhüd onun adına Yemen’e kadar uzanmış, bilgi toplayıp gelmiştir: Keşif amaçlı gezisi sırasında ilginç bir ülkeyle karşılaşmıştır, yöneticileri bir kadındır, görkemli bir tahta oturmaktadır yani siyasi ve idari nüfuzu ülkenin her tarafına ulaşabilmektedir (arşun azim), refah ve bolluk içinde yaşamaktadırlar. Fakat ciddi sorunları vardır, şeytana kanıp Allah’tan başka varlıklara, gözle görünür gök cisimlerinin en büyüğü olan güneşe tapınmaktadırlar. Bu onların doğru yoldan sapmalarının sebebidir. İnanç şekilleri ve hayat tarzları kendilerine doğru ve çekici görünüyor ama hakikatte hidayet üzere değildirler ve bundan dolayı da çeşitli sorunlar yaşıyorlar. Çoğu zaman hidayet üzere olmayıp da tutturduğu hayat tarzından, sahip oldukları refah ve zenginlikten, yüksek maddi imkân ve avantajlardan ve hatta batıl inançlardan hoşnut olanlar, yaşadıkları sorunların gerçek sebeplerini teşhis edemezler.

Sebe’lilerin de durumu budur.

Oysa onların varoluş gayesi varlık âleminde saklı olanı ortaya çıkaran, insanların gizlediklerini açığa vuran Allah’a ibadet etmeleridir. Bunca zenginlik, refah ve bolluk, maksadın hâsıl olduğu anlamına gelmez, salt kendi hatırına iktisadi büyüme ve yüksek refah seviyesi merkezinde Allah’ın birliği (tevhid) ve ilahi hükümlerin hayatı belirleme rolü yoksa hiçbir şey ifade etmez. Şeytan Sebe’ halkını yüksek refah ve maddi imkân ve ihtişamlı bir medeniyetle oyalamakta, asıl varoluş amaçları dışında ömür tüketmelerini sağlamaktadır. Zenginlikleri ve muhteşem medeniyetleri asli ve hakiki varoluşsal sorunları üzerinde düşünmelerine mani olmaktadır. Burada Hüdhüd, emrinde olduğu Süleyman aleyhisselâmın hem nübüvvet hem siyasi olarak misyonunu tam kavramış olarak Sebe’ krallığının çarpıcı resmini çizmektedir.

Hz. Sülyeman, Hüdhüd’ün söylediklerini test etmek üzere ona Saba melikesine iletmek üzere bir mektup verir. Mektup tabii ki bir iki satırdan ibaret değildir, kendisi ve hükümdarlığı hakkında bilgiler vermekte, melike Belkıs’tan birtakım taleplerde bulunmaktadır. Mektup melike (Kraliçe)ye ulaştırılır.

Burada dikkat çekici nokta Süleyman aleyhisselâmın Hüdhüd’ün verdiği habere güvenip Saba Melikesi veya krallığıyla ilgili hemen harekete geçmemesi, kuşun getirdiği haberi doğrulama, tahkik etme lüzumunu hissetmesidir. Bu da bize “Hüdhüd fasık bir varlık” olmamasına rağmen, Hucurat........

© Mir'at Haber