KALEMİN KIBLESİ: KALEMDEN İNSANA
KALEMİN KIBLESİ: KALEMDEN İNSANA
“Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun.” Kalem, 68/1
Kur’an bazen uzun bir kıssayla insanı uyandırır, bazen birkaç kelimeyle bütün bir medeniyet anlayışını sorgulatır. Kalem Suresi’nin ilk ayeti böyledir. “Nûn.” Ardından kaleme ve yazılanlara yemin… İlk bakışta okuma, yazma ve bilginin değerini anlatan bir ayet gibi görünür. Şüphesiz bunların tamamını içinde taşır; fakat ayetin önünde biraz daha uzun durduğumuzda çok daha büyük bir meseleyle karşılaşırız: İnsan neyi bilgi kabul ediyor, hangi bilgiyi hayatının ölçüsü yapıyor ve kalemini kimin adına kullanıyor? Çünkü kalem yalnızca yazmaz; düşünceyi taşır, hükmü kaydeder, kültürü oluşturur, hukuku şekillendirir, nesillerin zihnine kavramlar bırakır. Bir toplumun askerleri sınırlarını koruyabilir fakat o toplumun nasıl düşüneceğini çoğu zaman kalem sahipleri belirler. Bu nedenle Allah’ın kaleme yemin etmesi, insana verilen bilgi nimetinin büyüklüğünü gösterdiği kadar onun taşıdığı sorumluluğu da hatırlatır. Kalem emanettir; çünkü yazılan her söz insanın dünyasına bir şey ekler veya ondan bir şey eksiltir.
Ayet “Nûn” harfiyle başlar. Bu harfin kesin mahiyetini Allah bilir. Belki de burada insan için ilk ders tam olarak budur: Her şeyi bilmek zorunda değilsin; bilmediğin yerde sınırını bilmek de kulluktur. Modern insanın en büyük krizlerinden biri bilgisizliği değil, bilgisinin sınırını unutmasıdır. İnsan tabiatı inceliyor, uzaya gidiyor, atomun içerisine bakıyor, insan davranışlarını analiz ediyor, devasa teknolojiler geliştiriyor ve bütün bunların ardından farkında olmadan başka bir sonuca ulaşabiliyor: “Öyleyse hayatın anlamını da ben belirleyebilirim.” İşte vahiy burada insanı durdurur. Eşyayı tanımak başka şeydir, varlığın sahibinin yerine geçmek başka. Bir hastalığın nasıl oluştuğunu bilmek, hayatın niçin var olduğunu açıklamak değildir. Devlet yönetebilmek, iyi ile kötünün nihai ölçüsünü belirleme yetkisine sahip olmak değildir. Kanun yazabilmek, helâl ile haramı değiştirme hakkına sahip olmak değildir. Çoğunluğu ikna edebilmek de bâtılı hakka dönüştürmez. İnsan ne kadar ilerlerse ilerlesin yaratılmıştır; aklı ne kadar gelişirse gelişsin sınırlıdır. Tevhid tam burada insanın karşısına bir sınır çizer: Sen düşünebilirsin, fakat ilah değilsin; hüküm verebilirsin, fakat mutlak hüküm sahibi değilsin; kalemi tutabilirsin, fakat hakikati yoktan var edemezsin.
KALEM SADECE YAZMAZ, BİR DÜNYA KURAR
Kalem, insanlığın hafızasıdır. İnsanlar ölür fakat yazdıkları sonraki nesillere ulaşır. Bir düşünürün zihninde doğan fikir kitap olur, kitap nesilleri etkiler, nesiller kurumlar oluşturur, kurumlar toplumların hayatını biçimlendirir. Bir hukukçu kalemiyle kanun yazar; bir öğretmen çocukların zihnine kavramlar yerleştirir; bir gazeteci olayların nasıl görüleceğini etkiler; bir siyasetçi toplumun geleceğini şekillendiren kararların altına imza atar; bir akademisyen insan ve toplum hakkında teoriler üretir. Bugün kalem artık yalnız mürekkep değildir. Klavyedir, ekrandır, kameradır, sosyal medya hesabıdır, algoritmadır, haber başlığıdır, ders kitabıdır, anayasa maddesidir. Araç değişmiştir fakat soru değişmemiştir: Ne yazılıyor ve hangi ölçüye göre yazılıyor?
Çünkü her yazılan hak değildir. Kalem vahyi kaydettiği gibi bâtılı da sistemleştirebilir. Adaleti savunduğu gibi zulme gerekçe de üretebilir. Mazlumun sesini duyurduğu gibi zalimin propagandasını da yapabilir. Allah’ın haram kıldığını normalleştirmek için kitaplar yazılabilir; insanın arzularını özgürlük adı altında kutsallaştıran düşünceler üretilebilir; sömürü kalkınma, işgal güvenlik, çıkar siyaset, teslimiyet gerçekçilik olarak sunulabilir. Kelimeler değiştirilerek hakikatin üzeri örtülebilir. İşte burada Kur’an’ın kaleme verdiği değer, kalemi kutsallaştırmak anlamına gelmez. Değerli olan yalnız yazmak değildir; hak adına yazmaktır. Bilginin çokluğu insanı kurtarmaz; bilginin hakikate bağlanması gerekir.
Bu nedenle Müslümanın problemi yalnız cehalet değildir. Yanlış bilginin eğitim adı altında öğretilmesi de problemdir. Yanlış değerlerin kültür haline getirilmesi de problemdir. Bâtılın bilimsel, siyasi veya entelektüel kavramlarla süslenerek hakikatmiş gibi sunulması da problemdir. Bir düşüncenin kitaplarda yer alması onu hak yapmaz. Üniversitelerde okutulması ona mutlaklık kazandırmaz. Devlet tarafından kanunlaştırılması Allah katındaki mahiyetini değiştirmez. Milyonlarca insanın onu kabul etmesi de hak ile bâtıl arasındaki sınırı ortadan kaldırmaz. Hakikat sandıkla yaratılmaz, propaganda ile üretilmez, güç kullanılarak değiştirilemez. İnsanların tercihleri değişir; Allah’ın hakikati insanların alkışına ihtiyaç duymaz.
TEVHİD: HAYATIN MERKEZİNDE KİM VAR?
Kalem Suresi’nin ilk ayetini tevhid açısından okuduğumuzda mesele bizi kaçınılmaz olarak otorite sorununa götürür. Tevhid........
