İran Örneğinde Muhalefetin Meşruiyeti ve Sınırları
İran Örneğinde Muhalefetin Meşruiyeti ve Sınırları
Halkı Müslüman ülkelerde monarşiler, diktatörlükler ve otokrasilerden müteşekkil yönetimlere, yöneticilere veya daha genel ifadesiyle rejim karşıtı hareketlere baktığımızda, ortada zemini kelami ve fıkhi hüküm ve kabullere dayanan İslami/İslamcı siyaset açısından bir “meşruiyet” sorunu ortaya çıkmaktadır. Burada kastettiğim meşruiyet “teorik” değil, neredeyse tamamı tarihi tecrübemizden kaynaklanan “tarihsel/geleneksel” olgular ve mirasta ifadesini bulur. Yaşadığımız olayları ve olguları derinden etkileyen miras, bizim zihin yapımızı, siyaset ve iktidar algımızı belirlemektedir.
İran’daki muhalefete karşı yönetimin takındığı tutumun hukuki gerekçelerini anlamak için, karar mevkiindekilerin neyi referans aldıklarına bakmak lazım. Yönetimdeki kadroya göre İran bir “İslam Cumhuriyeti”dir, her ne kadar muhaliflerin meşru düzeyde dile getirdikleri eleştirileri varsa da, meşru eleştiri sınırını aşıp doğrduna rejimi yıkmaya dönen, terör ve şehirleri ateşe vermeye varan ve apaçık Amerika ve İsrail’in çağrılarına rağmen, giderek şiddetini arttıran olaylar doğrudan İslam Cumhuriyeti’ne yöneliktir, dolayısıyla bu ayaklanma ve yıkıcı olayları İslami hükümler esas alınarak bastıralacaktır. İslam Hukuku’nda bu konuyla ilgili zengin bir literatür vardır.
İran’da ne olup bittiğini anlamak için olaya asıl bu perspektiften bakmak gerekir.
Başlangıç için şu hususu hatırda tutmalı: Sahih ilke ve hükümlerden istihraç edebileceğimiz teorik çerçeveye göre İslami bir yönetimde muhalefet veya muhalif hareketler meşrudur. Münzel Şeriat’e uygunluk açısından “meşru” olan ilahi sabit hükümlerin ortadan kaldırılmasına matuf muhalefet değil, her biri sabite mertebesindeki hükümlerin yanlış, taraflı ve maksatlarına aykırı yorumlanıp tatbik edilmeleri manasındaki fiili durumdur, yoksa İslami hükümlerin li-aynihi kendilerine, varlıklarına, referanslarına ve nihai maksatlarına yönelik muhalefet değildir. Çünkü kelimelerin iştikakı dahil, “meşruiyet”in “Şeriate uygunluk” olduğu açıktır.
Tabii ki, İslam dininine inanmayan başka din müntesipleri olabilir, İslam inancını ve hükümlerini reddeden ateistlerden veya deistlerden (laik/seküler) müteşekkil sosyolojilerin var olması, toplumsal çeşitlilik ve farklılık açısından vakıadır, bu sosyolojiler ikraha maruz kalmadan (2/Bakara, 256) kendi görüşlerine ve yaşama arzularına göre bir hukuk seçebilirler ve diğerleriyle birlikte siyasi birliğin (ümme-el camia) üyeleri sosyolojik ağırlıklarına göre sosyo politik ortakları olabilirler.
Tarihsel olumsuz modelleri doğru icraat kabul etmeyen, modern müslüman düşüncesine göre, muhalifler kritik yapmak, taleplerde bulunmak üzere örgütlenebilir, yöneticilerin aldığı kararları ve icraatları eleştirebilirler, ifade özgürlükleri, gösteri yapma hakları yasal teminat altına alınmalıdır, öyle de olmalıdır. Asli kaynaklar (Kur’an ve Sünnet) ile ilk iki halifenin pratikleri referans alındığında burada bir sorun görünmemektedir. Hz. Peygamber (s.a.)’in irtihalinden sonra özellikle ilk iki ve dördüncü halife döneminde bu mekanizmalar başarıyla........
