Paris’te ABD ile Çin arasındaki küresel pazarlık masasında ne paylaşılıyor?
Dünya siyasetinde bazen en büyük gerilimler savaş meydanlarında değil, müzakere masalarında yaşanır. Paris’te başlayan ABD-Çin ticaret görüşmeleri de tam olarak böyle bir tabloyu gösteriyor.
Haberlere göre ABD ve Çin temsilcileri Paris’te yeni bir ticaret görüşmeleri turuna başladı. Çin’in devlet haber ajansı Xinhua da görüşmelerin başladığını doğruladı. Bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında Mart ayı sonunda planlanan görüşmenin hazırlığı olduğu ifade ediliyor.
Yani dünyanın iki büyük gücü, bir yandan küresel rekabeti sürdürürken diğer yandan kapalı kapılar ardında yeni dengeler kurmaya çalışıyor.
Bu tablo bize aslında çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Dünya siyaseti sadece ideallerle değil, çıkar hesaplarıyla da şekilleniyor.
Geçen gün Paris’te başlayan görüşmeler bize şunu bir kez daha gösterdi: ABD ile Çin arasında yaşanan rekabet yalnızca bir ticaret tartışması değildir. Bu rekabet; teknolojiye, enerjiye, üretime ve hatta geleceğin küresel düzenine kimin yön vereceği meselesidir. Yapay zekâdan yarı iletkenlere, enerji koridorlarından deniz yollarına kadar pek çok başlık bu rekabetin bir parçasıdır.
Ancak dikkat çekici olan başka bir nokta daha var.
Bir yanda medyada sert açıklamalar, tehditler ve ekonomik yaptırım haberleri yer alırken, diğer yanda aynı aktörlerin müzakere masasında buluşması küresel siyasetin nasıl işlediğini açıkça gösteriyor. Büyük güçler kamuoyuna sert mesajlar verirken, arka planda çoğu zaman yeni anlaşmaların zeminini hazırlıyor.
Paris’te başlayan görüşmeler de yarının küresel ekonomik dengelerini belirleyecek önemli adımlardan biri olabilir.
Bizim açımızdan ise asıl mesele şudur:
Dünya yeniden şekillenirken Türkiye bu büyük pazarlıkların neresinde duruyor?
Çünkü küresel satranç tahtasında güçlü olanlar hamle yapar, zayıf olanlar ise çoğu zaman yapılan hamlelerin sonucuna katlanmak zorunda kalır.
İşte tam da bu noktada mesele sadece dış politika değil, aynı zamanda vizyon meselesidir.
Türkiye’nin gerçekten bağımsız, adil ve dengeli bir dünya düzeninde söz sahibi olabilmesi için günü kurtaran politikalar değil, güçlü bir medeniyet perspektifine ihtiyaç vardır.
Bu perspektif ise yıllardır “Adil Düzen” diyerek dünyaya farklı bir yol gösteren Milli Görüş hareketinde vardır.
Bugün küresel güçler dünyayı kendi çıkarları için yeniden şekillendirirken, Türkiye’nin de kendi değerlerinden beslenen bir siyaset anlayışına ihtiyacı vardır.
İşte bu ihtiyacın siyasetteki temsilcisi de Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi’dir.
Türkiye gerçekten güçlü, bağımsız ve adil bir dünya düzeninin kurucu aktörlerinden biri olmak istiyorsa; günü kurtaran politikalara değil, ilkeli ve ahlaklı bir siyasete yönelmek zorundadır.
Ve bu topraklarda adalet merkezli bir siyaset arayanların adresi bellidir:
Milli Görüş ve onun siyasetteki temsilcisi Saadet Partisi.
