menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çeyrek asırlık iktidarın sonunda gelinen nokta, emekliye ikramiye için bile kaynak arayan bir tablo mu olmalıydı?

9 0
09.03.2026

Notlarım arasına aldığım bu konuya ancak bugün sıra gelebildi. Günlük işçi olarak çalıştığım için yazmaya, gündemi takip etmeye ve elimdeki günlük gazeteleri incelemeye zaman ayırmak kolay olmuyor; hepsi ciddi vakit istiyor. Fakat merhum hocamızın dediği gibi, “Milli Görüşçüler tekeden süt çıkarır.” Ben de tekeden süt çıkarmaya çalışıyor, bütün zorluklara rağmen gündemi yakalamaya gayret ediyorum.

Aynı gün içinde iktidar kanadından gelen iki açıklama, Türkiye’de artık kronik hâle gelen bir çelişkiyi bir kez daha gözler önüne serdi.

Önce Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuştu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine dayanarak kişi başına gelirin 18 bin doları aştığını söyledi ve Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler grubuna girmeye yaklaştığını ifade etti.

Kağıt üzerindeki tablo gerçekten parlak görünüyor.

Ancak aynı gün birkaç saat sonra bu kez Abdullah Güler konuştu. Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı, emeklilere verilecek bayram ikramiyesi için “kaynak üretmekte zorlanıyoruz” dedi.

Kişi başına gelir 18 bin doları aşmış bir ülkede emekliye verilecek birkaç bin liralık ikramiye için gerçekten kaynak bulunamıyor mu?

Eğer ekonomi bu kadar büyüdüyse, emekliler neden ay sonunu getirmekte zorlanıyor?

Eğer Türkiye yüksek gelirli ülkeler ligine çıkıyorsa, neden milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor?

Bu sorular artık muhalefetin değil, bizzat hayatın sorduğu sorulardır.

Çünkü vatandaş TÜİK tablolarıyla değil, market raflarıyla yüzleşiyor.

Bugün Türkiye’de insanlar rakamlarla değil, fiyatlarla yaşıyor. Enflasyonu istatistik tablolarında değil, pazarda ve faturada görüyor.

Üstelik mesele sadece bugünün meselesi de değildir.

Türkiye’de iktidar yaklaşık çeyrek asırdır aynı kadroların elindedir.

Bu yüzden artık kimse “eski hükümetler” bahanesine sığınamaz. Kimse sorunların sorumluluğunu geçmişe yükleyemez.

Bugün ortaya çıkan tablo doğrudan bu yönetim anlayışının sonucudur.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Çeyrek asırlık iktidarın sonunda ortaya çıkması gereken tablo gerçekten bu mu olmalıydı?

Eğer çeyrek asır sonunda hâlâ emekliye verilecek birkaç bin liralık ikramiye için “kaynak arıyoruz” deniyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.

Sorun rakamların eksikliği değildir.

Sorun önceliklerin değişmiş olmasıdır.

Türkiye’de para bulunamadığı için değil, nereye harcanacağı farklı belirlendiği için sosyal kesimler zorlanıyor.

Büyük projeler için milyarlar bulunabiliyor. Garantili ödemeler yapılabiliyor. Dev ihaleler yürütülebiliyor.

Ama sıra emekliye gelince “kaynak sorunu” ortaya çıkıyor.

İşte vatandaşın vicdanını rahatsız eden nokta tam olarak burasıdır.

Bugün bu ülkenin emeklisi sadaka değil, hakkını istiyor. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkenin kalkınmasına katkı vermiş insanların bayramda alacağı birkaç bin liralık ikramiye için “kaynak arıyoruz” denmesi, aslında ekonomik büyüklükten çok yönetim anlayışını sorgulatıyor. Çünkü mesele para olup olmaması değil, kimin için bulunduğu meselesidir.

Bu yüzden bugün mesele sadece ekonomi meselesi değildir.

Mesele adalet meselesidir.

Ve vatandaş artık şu soruya cevap arıyor:

Türkiye gerçekten büyüyor mu, yoksa büyüyen sadece belli bir kesim mi?

Bu sorunun cevabı verilmeden yapılan hiçbir ekonomik başarı anlatısı toplumda karşılık bulmayacaktır.

Çünkü insanlar artık alkış değil, gerçek duymak istiyor.


© Milli Gazete