menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasetin dili ve zarafetin sonu

15 0
06.03.2026

Siyasetle uğraşan her insanın, oturmasını, kalkmasını, konuşmasını hatta susup dinlemesini bilmesi gerektiği çok açıktır. Atalarımız “Gırtlak 9 boğum, 8’ini yut birini söyle” diye boşu boşuna söylememişler. Çünkü, söylediğinizde okkalı şekilde cevap verdiğinizi, hasmınızı köşe sıkıştırdığınızı zannettiğiniz her lafın, döndürülüp, dolaştırılarak yine size yöneleceğini de bilmelisiniz. Özellikle siyasi arenada politikacıların ağzından çıkan her sözün sakız gibi çiğnenip, başka yerlere uzatılıp, tevil edilip dönüştürülme riski her zaman çok yüksektir. Siyasetin rengi dolayısıyla, her politikacı ağzından çıkan şeyleri, kendi tabanının duymak isteyeceği argümanlarla ve partisinin söylemlerine yaslanarak söyler. Bu sözleri en kıvrak, en duygulu ve hamaset sosuna bulayarak ifade edenler ise elbette “Hatiplik” sıfatını kazanarak bir adım öne geçerler. Konuşmasını bilmek kadar, susmasını bilmek de erdemdir aslında… Ama, bizim gibi siyasetin merkezinde “nutuk atmaktan” başka bir metodun bulunmadığı ülkelerde, her gece en az 20 dakika ana haber bültenlerinde politikacıların atışmasını izlemek mecburiyettendir.

Konuş babam konuş… Elbette bize bir zararı olmadığı müddetçe, siyasetçilerin kendi aralarında “Aşık atışmaları” yapmasını meşru görebiliriz. Ama, zurnanın zırt dediği bazı noktalar vardır ki, işte orada politikacıların kendilerini frenleyerek “lebdeğmez”e geçmeleri ve bazı kelimelerden, cümlelerden, ayrımcılık, aşağılama veya istihzadan uzak durmaları zaruridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden nice hatipler geldi, geçti… Birbirlerine okkalı şekilde cevaplar vereni, birbirlerine deyim yerindeyse lafları balyoz gibi indiren hazır cevap olanı da, her şeye bir espriyle yaklaşan nüktedan olanı da, bağırmayı çağırmayı ve yüksek perdeden konuşmayı siyaset yapıyorum zannedeni de…

Siyasetin elbette kendisine has bir dili olmalı… Daha yalın, daha berrak, daha anlaşılır ve güzel bir dil… İnsanları incitmeyen, gururlarıyla oynamayan, muarızına bile latife ile nükte ile yaklaşmasını bilen… Ama, bugün siyaset düzleminde bu dili kullanabilecek nitelikte ve kapasitede politikacı sayısının ne kadar az olduğunu siz de biliyorsunuz, ben de!

Kullanılan çirkin dil ise toplumun renklerinde hasara yol açıyor… Siyasetçi konuşuyor ama, tabandaki insanlar üzerinde bu kullanılan dil ve argümanlar atom bombası gibi etkiyle yürekleri yaralıyor, gönülleri dağlıyor, basiretleri bağlıyor. Bir çirkinlik, diğerlerini de ağız dalaşına sokuyor, kayıkçı kavgaları ortaya çıkıyor. Özellikle sosyal medyanın böylesine hançer gibi hayatımıza girdiği günümüzde, insanlar cep telefonlarından, bilgisayarlarından ve buldukları her iletişim kanalından birbirlerine sövmeye başlıyorlar.

Bu satırlarım gündemimize giren çirkin bir üslubu gündeme getirmek ve bunun yansımalarının toplumu nasıl gerdiğine şahit olduğumuzu ifade etmek için kaleme alıyorum.

Eskilerin çok kullandıkları bir tabir vardır: Zırva te’vil götürmez derler… Eğer zırvalarsanız, onu düzeltmek ve tevil etmek için ne yaparsanız yapın, işin içinden çıkamazsınız. Siyasetin doğasında bazen yanlışlık yapmak, yanlış bir şeyler söylemek, maksadını aşan cümleler kurmak da vardır… İşte, bu noktada özür denilen erdem devreye girmelidir.

“Benim liderim çok iyi konuşur… Benim bakanım vurdu mu oturtur… Taşı gediğine koyar”… Aslında, her tabanın beklentisidir bu. Ve bu beklenti arttıkça, siyasetçinin de daha üst perdeden eleştiri yapma iştiyakı, arzusu da artıyor. Ne dediğini bilmeyen, ağzından çıkanı duymayan bir profile ulaşmasına neden oluyor. Çirkinlikler, siyaseti değil, toplumdaki tüm güzel değerleri yok ediyor. Hz. Ebu Eyyübel Ensari’den nakledilen bir hadisi şerifte İki cihan serveri Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) buyuruyor ki, “Özür dileyeceğin şeyi söyleme”…

Gel de bu gerçeği, hitabet, belagat ve feraset fukaralarına anlat! Bu çirkin üslupla, zarafetin sonuna geldik galiba!


© Milli Gazete