menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kazanmanın Ahlaki Anatomisi

126 5
15.02.2026

Hz. Ali’ye atfedilen şu sahne, tarihin içinden bugüne seslenen güçlü bir düşünsel eşiktir: Bir kale kuşatma altındadır, düşmek üzeredir. Akşam namazı vakti girmiştir. Hz. Ali, ordunun yarısının savaşmaya devam etmesini, yarısının ise namazını kılmasını ister. Komutan, “Biraz daha bekleyelim, zafer çok yakın” dediğinde, Hz. Ali şu cevabı verir: “Uğruna savaştığımız değerleri ihmal ederek kazanılan bir zaferin hiçbir anlamı yoktur.”

Bu cümle, yalnızca bir ahlâk dersi değil; insan eyleminin ontolojisine dair güçlü bir önermedir. Çünkü burada mesele, bir ibadetin icrası değil; amaç, araç ve değer arasındaki ilişkinin bozulup bozulmadığıdır. Asıl soru şudur: Bir hedef uğruna, o hedefi anlamlı kılan ilkeler askıya alınabilir mi?

“Savaş modu” modern çağın en yaygın zihinsel hallerinden biridir. Yalnızca cephelerde değil; siyasette, ideolojik mücadelelerde, hatta kültürel ve entelektüel alanda da devrededir. Bu mod açıldığında dünya, karmaşık bir ahlaki alan olmaktan çıkar; dost–düşman, kazanmak–kaybetmek ikiliğine indirgenir. Bu indirgeme, siyasette şu cümlelerle kendini ele verir:

· “Şimdi ilkeler zamanı değil.”

· “Önce iktidar, sonra ahlâk.”

· “Biraz esneyelim, sonra toparlarız.”

Oysa tam da bu anlar, değerlerin en çok ihtiyaç duyulduğu anlardır. Değerler, istikrar dönemlerinin konforlu süsleri değil; kriz anlarının yön tayin edici pusulalarıdır. Pusulayı kaybederek hedefe varmak mümkün değildir; yalnızca yönsüz bir güç birikimi elde edilir. Buradan ilk köşe taşı önerme çıkar:........

© Milli Gazete