menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Memurları emeklilikte ne bekliyor? Madalyonun iki yüzü

22 0
17.08.2026

Aynı odada, aynı masada, aynı işi yapan iki memur düşünün. Biri 2008 yılının Eylül ayında göreve başlamış, diğeri Kasım ayında. Aralarında iki ay var. Otuz yıl sonra emekli olduklarında aralarında bambaşka bir hayat standardı olacak. Çünkü 15 Ekim 2008, kamu personellerinin emekliliği adına derin bir kırılma günü olmuştur.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmesiyle 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu, o tarihten önce göreve başlamış olanlar için yürürlükte kalmaya devam etti; ilk defa kamu görevlisi olanlar ise tamamen yeni bir emeklilik sistemine tabi oldu. Bugün kamuda çalışan memurların önemli bir bölümü artık ikinci grupta. Ve bu grubun büyük çoğunluğu henüz emekli olmadığından sorunun vahameti henüz anlaşılabilmiş değil.

25 yıl çalışan bir memurun aylık bağlama oranı 5434'te yüzde 75 iken, 5510'da yüzde 50. Eski rejimdeki memurun 25 yılda ulaştığı yüzde 75'lik orana, yeni rejimdeki memur ancak 37,5 yıl prim ödeyerek ulaşabiliyor. Yüzde 80'e ulaşmak için ise 40 yıl gerekiyor. Tavan olan yüzde 90 ise 45 yıllık bir çalışma hayatının karşılığı.

5434'te emekli aylığı, memurun emekliliğe esas derece ve kademesi, ek göstergesi, taban ve kıdem aylığı üzerinden, yani fiilen "son statü" üzerinden hesaplanıyordu. Kariyerinin son döneminde ulaştığı unvan belirleyiciydi. 5510'da ise aylık, tüm çalışma hayatı boyunca elde edilen prime esas kazançların güncellenmiş ortalaması üzerinden hesaplanıyor. Memuriyetin ilk yıllarındaki düşük kazançlar, otuz yıl sonraki emekli aylığını doğrudan aşağı çekiyor.

5510 sayılı Kanun'un 80. maddesi kamu görevlilerinin prime esas kazancını sayarak belirliyor: gösterge ve ek gösterge aylığı, taban aylığı, kıdem aylığı, makam, temsil ve görev tazminatları ile belirli özel hizmet ve denetim tazminatları. Buna karşılık, "bölge, kurum, birim, çalışma mahalli, görevin niteliği ve benzeri kriterlere dayalı olarak" ödenen ilave tazminatlar matraha dahil edilmiyor. Pratikte bu, 666 sayılı KHK ile getirilen ek ödemenin ve 2023 yılında yapılan seyyanen artışın prime esas kazanca yansımaması anlamına geliyor.

Sonuç şu: memurun eline geçen ücretin kayda değer bir kısmı, emeklilik hakkı doğurmuyor. Ücret artışları memuru bugün bir nebze olsun rahatlatıyor, ancak emekliliğini etkilemiyor. Bu, sosyal güvenlik literatüründe "ücret–prim matrahı makası" olarak bilinen ve uzun vadede en yıkıcı sonuçları doğuran yapısal sorundur. Meselenin hukuki boyutu da hâlen açık: 2023 yılında yapılan seyyanen artışın emekli aylıklarına yansıtılmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurular, Ağustos 2026 itibarıyla esastan karara bağlanmış değil.

Burada 2022 yılında 7417 sayılı Kanun'la yapılan ek gösterge düzenlemesine de değinmek gerekiyor. Ek gösterge, 5510 rejiminde prime esas kazanca dahil olduğu için bu artış yeni rejimdeki memurun lehinedir. Ancak etkisi sınırlıdır: 5434'lü memurun emekli aylığını doğrudan ve tam olarak yukarı çeken bu düzenleme, 5510'lu memurda yalnızca artışın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki yıllara ait kazançları etkiler. Kariyer ortalaması esasına dayanan bir sistemde, geriye dönük olmayan her iyileştirme, etkisini o kişinin geçmiş hizmet süresiyle orantılı biçimde kaybeder. Bu, yeni rejimin en az anlaşılan özelliğidir: iyileştirmeler bile eşit yansımaz.

Dördüncü ve en az konuşulan mekanizma, güncelleme katsayısıdır. 5510 sayılı Kanun, geçmiş yıllardaki kazançların bugüne taşınmasında "her yılın TÜFE artışının tamamı artı gelişme hızının (büyümenin) yüzde 30'u" formülünü kullanıyor.

2026 yılında emekli olacaklar için uygulanan güncelleme katsayısı 1,3197 olarak hesaplandı; bu, 2025 yılı enflasyonu olan yüzde 30,89 ve yüzde........

© Milli Gazete