menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Sürü" Psikolojisinden “Ümmet” Bilincine!

29 0
04.08.2026

“Varlık anlayışlarını kaybeden toplumlar kaybolmuş milletlerdir.”

Bir toplumun gerçek gücü, meydanlarını dolduran kalabalıkların sayısıyla değil; o kalabalıkların içinde vicdanını, aklını ve iradesini koruyabilen insanların varlığıyla ölçülür. Çünkü kalabalık her zaman toplum değildir. Aynı sloganı tekrarlamak, aynı kişiyi alkışlamak veya aynı öfkenin içinde birleşmek, insanları görünüşte birbirine yaklaştırsa da onları hakikat etrafında bir araya getirmeyebilir. Bazen insanların en fazla yan yana geldiği zamanlar, birbirlerinden ve hatta kendi hakikatlerinden en fazla uzaklaştıkları zamanlardır.

İslam düşüncesinde insan, iradesini bir başkasına teslim ederek değer kazanan bir varlık değildir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akıl, vicdan ve sorumluluk sebebiyle kıymetlidir. Kur’an’ın insana sürekli düşünmeyi, ibret almayı, araştırmayı ve hak ile bâtılı ayırmayı öğütlemesi tesadüf değildir. Zira düşünmeyen insan, sadece bilgisiz kalmaz; iradesini de zamanla başkalarının yönetimine bırakır. Kendi zihnini kullanmayan kişi, farkında olmadan kendisine sunulan düşüncelerin taşıyıcısına dönüşür.

Bu sebeple nutukların gösterişli olması, onların hakikati taşıdığı anlamına gelmez. Söz, insanı hakikate götürebileceği gibi hakikatten uzaklaştırmak için de kullanılabilir. Hak söz, insanın aklını uyandırır; demagoji ise duygularını kışkırtarak aklını devre dışı bırakır. Hakikat insanı sorumlu kılar, sahte söylem ise ona sorumluluklarını unutturacak düşmanlar ve kahramanlar üretir. İnsan, kendi yanlışlarını sorgulamak yerine bütün kötülüklerin kaynağını karşı tarafta görmeye başladığında, artık düşünmekten çok yönlendirilmeye uygun hâle gelmiştir.

Demagog, insanın eksikliklerini tedavi etmez; o eksiklikleri kullanır. Bilgisizliği azaltmaz, bilgisizliğin üzerine korku inşa eder. Ahlakı yükseltmez, öfkeye kutsallık kazandırır. Toplumun meselelerini çözmez, çözüm görüntüsü veren sloganlarla halkın muhakeme kabiliyetini uyuşturur. Bu yüzden eğitimsiz toplumların demagogları, demagogların ise diktatörleri doğurduğu söylenebilir. Buradaki eğitim, yalnızca okulda alınan bilgi değildir. Asıl eğitim; insanın doğru ile yanlışı, adalet ile çıkarı, hakikat ile propagandayı ayırt edebilme yeteneğidir.

İslam geleneği, bilgi ile ahlakı birbirinden ayırmamıştır. Bilgi, insanı hakikate ve iyiliğe götürmüyorsa yalnızca zihinsel bir kuvvet hâline gelir. Ahlaktan kopmuş bilgi, sahibini bilge değil, tehlikeli yapabilir. İmam Gazâlî’nin ilmi kalbin arınmasından bağımsız düşünmemesi, Fârâbî’nin erdemli toplumu yalnızca yönetim tekniğiyle değil faziletle açıklaması ve İbn Haldun’un toplumların yükselişini ve çöküşünü ahlak, dayanışma, üretim ve yönetim ilişkileri üzerinden okuması bu sebepledir. İslam medeniyetinde ilim, yalnızca bir şeyleri bilmek değil; bilginin insanda nasıl bir ahlak, adalet ve sorumluluk meydana getirdiğini sorgulamaktır.

Bugünün insanı ise tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazla bilgiye ulaşmakta, fakat ulaştığı bilgiyi hikmete dönüştürmekte zorlanmaktadır. Bilgi çoğalırken anlayış daralmakta, iletişim hızlanırken insanlar birbirini daha az duymaktadır. Herkes konuşmakta, fakat çok az kişi dinlemektedir. Herkes görünmek istemekte, fakat çok az kişi gerçekten görülmeyi hak edecek bir şahsiyet inşa etmektedir. Sosyalleşme adı altında kurulan yeni düzen, insanları birbirine yaklaştırmaktan çok aynı arzuların, aynı korkuların ve aynı tüketim biçimlerinin içine hapsetmektedir.

Sürüleşme, insanların bir arada bulunması değildir. Sürüleşme, insanların birbirlerine benzeme baskısı altında kendi akıllarından, vicdanlarından ve özgünlüklerinden vazgeçmesidir. Bir toplumun üyeleri aynı elbiseleri giyebilir, aynı ürünleri tüketebilir, aynı insanları takip edebilir ve aynı gündemlere öfkelenebilir. Fakat bu birliktelik, onların ortak bir bilinç ve ahlak oluşturduğu anlamına gelmez. İslam’ın “ümmet” fikri ile modern kitle kültürünün “sürü” anlayışı arasındaki temel fark burada ortaya çıkar. Ümmet, şahsiyetini kaybetmiş bireylerden oluşmaz. Aksine ümmet; farklı yeteneklere, mesleklere ve düşünme biçimlerine sahip insanların adalet, merhamet ve hakikat etrafında bilinçli biçimde birleşmesidir.

Sürüde itaat korkuya........

© Milli Gazete