menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arz-ı Mevud - 7

29 0
13.05.2026

Beş gün sonra da Filistinliler tarafından Kudüs Müftüsü Emîn el-Hüseynî öncülüğünde, bü­tün Filistin topraklarını kapsayan yeni bir Filistin devleti kuruldu. Mısır, Irak, Su­riye, Lübnan ve Suudi Arabistan yeni devleti hemen tanıdılar. Ürdün ise bu topraklar üzerinde emelleri olduğu için karşı çıktı. Karışıklıkları fırsat bilen İsrail, Birleşmiş Milletlerin taksim ettiği sınırların dışına çıktı. Daha sonra da Arap ülkeleriyle tek tek mütareke imzaladı. Bu arada Yahudi göçü de devam etti.

Haziran 1950’de Arap ülkeleri aralarında askeri ittifak yaptılar. Buna karşılık batılılar da İsrail’e destek veriyorlardı. O sırada Mısır’da darbeyle yönetimi ele geçiren Cemal Abdünnasır’ın bir yandan İsrail’e karşı Filistinlilere destek vermesi ve diğer yandan Süveyş kanalını millileştirmesi, İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a savaş açmasına neden oldu. İsrail bunu fırsat bilip, Gazze’yi işgal etti.

Filistin cephesinde ise yeniden önemli çıkış 1958’de oluyor. Bu tarihte Yaser Arafat’ın öncülüğünde el-Fetih Örgütü kuruluyor. Filistin kökenli iş adamı ve aydınları bünyesinde toplayan örgüt, ‘Filistin ancak Filistinlilerce kurtulur.’ ilkesiyle örgütlenmesini sürdürüyordu… Buradan hareketle Haziran 1964’de Kudüs’te Filistinlilerin ilk büyük kongresi yapıldı. Kongrede Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kuruluşu ve 29 maddelik Filistin Milli Misak-ı kabul edildi. Milli Misak’a göre Filistin sınırları 1917’deki İngiliz Manda Yönetimi’nin belirlediği sınırlar olacaktı.

Filistin üzerinde bir takım emelleri olan diğer Arap ülkeleri, bu durumdan rahatsızdırlar. Kahire’de bir araya gelerek bir değerlendirme toplantısı yaptılar. Bundan sonra el-Fetih ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında bir rekabet başladı. Rekabette öne geçen ve her geçen gün kuvvetlenen el-Fetih örgütü, 1965 yılı başlarından itibaren İs­rail'e karşı silâhlı mücadeleye girişti. İsrail ise bunu bahane ederek, Haziran 1967'de Mısır'a ait Sînâ'yı, Suriye'ye ait Golan tepelerini, Ür­dün'ün yönetimindeki Batı Şeria ile Do­ğu Kudüs'ü ve Filistin'in Gazze Şeridi'ni işgal etti.

Birleşmiş Milletler’in 1967 kararı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 22 Kasım 1967 tarihinde oy birliğiyle aldığı 242 sayılı kararda; ‘Savaş yoluyla toprak kazanılmasının kabul edilemeyeceği, böl­gedeki her devletin güvenlik içinde ya­şayabileceği âdil ve devamlı bir barışın gerekliliği’ vurgulanıyordu. Ayrıca barışın ger­çekleşmesi için de; ‘İsrail'in son savaşta işgal ettiği topraklardan askerini çekerek savaşa son vermesi’ şart koşu­luyordu. ‘Mülteciler sorununun âdil bir çözüme kavuşturulması, bölgedeki her devletin toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının garanti altına alın­ması’ ilgili madde çerçevesinde zikredilen diğer konulardı.

Tabii bunlar, İsrail’i tanıma adına Arap ülkelerine adeta ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek anlamı taşıyordu. Zaten İsrail’de güvenlikli ve ta­nınmış sınırlara dayanan bir barış ger­çekleşmedikçe işgal ettiği topraklardan çekilmeyeceğini açıklıyordu.

Ne Birleşmiş Milletlerin kararı ne de İsrail’in tutumu, toprakları işgal edilen Arap ülkelerinin duruma rıza gösterecek bir adım atmalarına yetmedi. Arafat’ın liderliğindeki el-Fetih örgütü gerilla hareketlerine başladılar. İleride Filistin Kurtuluş Örgütü ve el-Fetih birleşince Filistinlilerce İsrail’e karşı saldırılar yoğunluk kazandı.

Ağustos 1969’da fanatik bir Yahudi’nin Mescid-i Aksa’yı yakmaya kalkışması İslam dünyasının tepkisine neden oldu. Eylül 1969’da Rabat’ta toplanan İslam Konferansı Teşkilatı, İsrail’in Kudüs’ten çıkması ve Kudüs’e 1967 Öncesi statüsünün iade edilmesine karar verdi. Takriben bir hafta önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de 267 sayılı kararla aynı kararı almıştı.

İsrail, her iki kararı da tanımayınca Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de Yahudilere karşı saldırıları artarak devam etti. Ancak sonraları örgüt faaliyetlerini yürüttükleri Ürdün’de çıkan iç karışıklıklar, Filistinlilerin gücünü zayıflatıyordu. Ürdün’deki........

© Milli Gazete