Makamlar zırh değildir
Türkiye son günlerde yalnızca bazı gözaltı ve tutuklama haberlerini konuşmuyor. Aslında çok daha derin bir dönüşümün işaretlerini görüyor. Bir tarafta yıllarca dokunulmaz sanılan isimler, diğer tarafta yeniden açılan dosyalar, ihale soruşturmaları, kayıp vakaları, karartıldığı düşünülen süreçler… Bunların her biri tek tek adli olay gibi görünse de toplamda bize başka bir şey anlatıyor: Devlet, kendi bünyesinde birikmiş tortuyla yüzleşmeye başlamıştır.
Bu tabloyu sadece “operasyon yapılıyor” cümlesiyle okumak eksik olur. Çünkü mesele birkaç kişinin gözaltına alınması değil; Türkiye’de iktidar, bürokrasi, yerel yönetim, sermaye ve toplumsal meşruiyet ilişkilerinin yeniden düzenlenmesidir.
Siyaset biliminin temel gerçeklerinden biri şudur: Uzun süre iktidarda kalan her yapı, zamanla iki ayrı kadro üretir.
Birincisi; davaya inanan, hizmet etmeye çalışan, sistem kuran insanlar.
İkincisi; iktidarın gölgesine sığınıp kişisel çıkar devşirenler.
Bu sadece Türkiye’ye özgü değildir. Latin Amerika’da da böyledir, Avrupa’da da, Ortadoğu’da da. Süre uzadıkça iktidarın etrafında bir “fırsat sınıfı” oluşur. Bunlar ideolojik değil pragmatiktir. Sadakatleri ilkeye değil menfaatedir. Devleti hizmet alanı değil rant alanı olarak görürler.
Türkiye’de 23 yıllık iktidar pratiği içinde de benzer bir tablo oluşması şaşırtıcı değildir. Belediyelerde, taşra bürokrasisinde, bazı ihale ağlarında, kimi yerel güç odaklarında; siyasetin adını kullanarak şahsi alan açan insanlar ortaya çıkmıştır.
Bugün yapılan müdahaleleri sadece hukuki süreç olarak değil, iktidarın kendi etrafında oluşmuş asalak tabakayı tasfiye etme çabası olarak okumak gerekir.
Türkiye’de merkezi iktidar çoğu zaman Ankara’dan okunur. Oysa gerçek........
