Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (288)
Bu medh-ü-senânın arkasından Milletimizi ona karşı nankörlük yapmakla ithâm ediyor… Çünki onu kendimize “ilhâm kaynağı” yapmamışız, “şehirlerimize heykellerini” dikmemişiz, “onu sevdirecek” faâliyetlerde bulunmamışız, “eserleri elden ele dolaşmıyormuş”, ilh…
Aynen Sabiha Sertel, aynen Mustafa Kemâl, aynen Hasan Âli Yücel ve sâir Fanatik Kemalistler gibi, bütün bir Mütehakkim Zümrenin Tevfik̆ Fikret’e sâhib çıkmasının, onu Mehmed Âkif’e alternatif olarak dayatmasının başlıca sebebleri, onun Avrupacı bir şâir olması, Abdülhamîd düşmanlığı yapması, İttihâdcı İhtilâline hizmet etmesi ve hayâtının (muhtemelen kibrinin netîcesi olarak) “Târih-i Kadîm” dal̃âletiyle nihâyete ermesi gibi şeylerdir…
Yalman’ın, Nâzım Hikmet’i Millete şirin göstermek için yaptığı hokkabâzlıklar
Yalman, üç paragraflık Tevfîk̆ Fikret velvelesinden sonra Nâzım Hikmet’e geçiş yapıyor ve bu “büyük şairimizin”, bu “müstesna insan”ın kadrini bilmediği gibi, onu “tahammül haricinde işkencelere maruz bırakan” Milletimize ve adâlet sistemimize veryansın ediyor, onun mâsûmiyetini iddiâ ederek bir ân evvel tahliye edilmesini taleb ediyor… Yoksa yirmi milyon Türkün her biri tek tek suçlu olurmuş!
Bir taraftan “son nesillerin yetiştirdiği en büyük Türk şairlerinden biri olan” Nâzım Hikmet’e karşı efk̃ârıumûmiyede merhamet hissi uyandırmıya çalışıyor, dîğer taraftan onun Komünist faâliyetlerini sâhib olduğu yüksek insânî hislerle têvîl ediyor… Memleketimize evleviyetle “diliyle bağlı olan” bu vatanperver şâir, kat’iyen “Moskof ajanı olamaz” imiş! O derece vatanpervermiş ki “Türk vatanı nereden olursa olsun, bir tecavüze maruz kalırsa, buna karşı yalnız kalemiyle değil, bütün vücudile ve varlığıyle göğüs vereceklerin ilk safında daima o bulunacak” imiş!
Zekeriya Sertel (Hatırladıklarım, 2001: 142), Nâzım Hikmet’in Peyami Safa’yle münâsebetlerinden bahsederken onun en mühim bir husûsiyeti olarak: “Nazım, daha çok komünizmi yaymak ve etrafındakileri komünizme kazanmak meraklısıydı. Onun için tartışmaların en önemli ve devamlı konusu komünizm'di.” tesbîtinde bulunurken, Yalman: “Hiçbir nevi siyasete karışmıyor, sanatile başbaşa, rahat bırakılmaktan başka bir şey istemiyordu. Kendisile temas arayan bir deniz gediklisi ile bir yedek subay namzedine de yanlış yollara gitmemeleri hakkında ikazda bulunmakla kalmıştı.” diyerek onun en mühim bir husûsiyeti olan Komünizm propagandıcılığını örtbas etmiye çalışıyor… Zâten o zamâna kadar yazdığı şiirlerinin vasfımümeyyizi fanatik bir Komünizm propagandacılığı değil miydi? Sonrasında da aynı minvâl üzere devâm etmedi mi?
Münâfık Muharrir, bu meyânda, iddiâlarına daha fazla inandırıcılık kazandırmak için kendisinin şiddetle Komünizmin aleyhinde olduğunu tebârüz ettirmeyi unutmuyor: O, “Moskof tipi komünizmi, tarihteki en büyük riyakârlık, habaset, ve denaet sayan bir gazeteci” imiş!
Hâlbuki Nâzım Hikmet gibi, şiirlerinin ve sâir eserlerinin hikmet-i vücûdu Dünyâşümûl̃ Komünist İhtilâlinin propagandacılığı olan bir şahsı çeşid çeşid hokkabâzlıkla allayıp pullayıp Millete şirin göstermiye çalışmak, sinsi sinsi Komünizm propagandası yapmaktan başka bir şey........
