menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mezopotamya’nın kalbine açılan gizemli geçit

10 0
20.04.2026

Neresinden tutulsa, neresinden anlatsa içinde kaybolunulan koca bir dehlizi, gizemli efsaneler diyarını andırmakla birlikte nice imparatorların ilk yenilgisine şahitlik eden Doğu Roma’nın en büyük garnizonlarından biri olan Dara Antik Kenti’ndeyiz.

Pers Kralı III. Darius tarafından askeri üs olarak kurulmuş ve çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştiren Dara Antik Kenti, asırların yorgunluğunu üzerinde taşıyor. Kent sanki kendini Büyük İskender’e (MÖ 336-323) karşı savunan ve bu uğurda hayatını Pers Kralı III. Darius’un (MÖ 336-330) yasını tutuyor.

“HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR”

Mardin’in 30 kilometre güneydoğusunda, Nusaybin’in (Nisibis) 20 kilometre batısında, Suriye sınırına yaklaşık 10 kilometre mesafede yer alan Dara Antik Kenti, bir tarafında Mezopotamya Ovası bir tarafında ise Tur Abidin Dağları’yla birlikte içinden dere geçen iki yamaç üzerindeki kireçtaşı kayalarında ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

Kent, geniş tepelerinde, doğal kaya kütlesi oyularak derin ve geniş vadiler biçiminde oluşturulan üç katlı Kaya, Lahit ve Sanduka mezarlarıyla âdeta “her nefis ölümü tadacaktır” âyetini tebliğ ediyor.

Büyük kaya mezarlık alanının 50 metre kadar güneyinde yer alan Roma İmparatoru Anastasius dönemine ait olan Mozaikli Yapı’nın tamamı açığa çıkarılamamakla birlikte; mozaik kompozisyonunda çoban, bitki ve hayvanların resmedildiği bir sahne ve ortasında 11 sıradan oluşan bir yazıt yer alıyor. Kentin doğu kısmında yer alan tepede İslâmî Dönemlere ait geniş bir alanda mezarlık yer almakla birlikte, kime ait olduğu bilinmiyor.

RUS ZULMÜNDEN KAÇAN ÇEÇENLER DE BURADA

1870’te Rus zulmüne uğrayan Çeçenler, akın akın Osmanlı topraklarına göç eder. Her zaman mazlumlara kucak açan Osmanlı Devleti, Çeçenleri topraklarının farklı bölgelerine yerleştirir. Bunlardan birisi de Mardin’dir. Dara’ya yerleşen ve geçirdikleri salgın hastalık sonucu hayatını kaybeden muhacir Çeçenlerin kaya nekropol alanındaki mezarları ise birer Fatiha bekliyor.

I. Anastasius (M.S. 491–518) ve I. Justinianus (M.S. 527–565) dönemlerine ait olduğu düşünelen, kentin üzerine kurulduğu üç büyük tepeyi çevreleyen yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki 4 yöne açılan ana kapılı sur duvarlarının 2.8 kilometrelik bölümü günümüze kadar ulaşabilmiş.

Kentin güney kapısından itibaren, kent içinde kuzeye doğru, Dara Deresi kıyısı boyunca uzanan geniş Agora Caddesi ticaretin merkezi olmakla birlikte şehre kattığı zenginliklerin kalıntılarını günümüzde bile hissettiriyor.

Tabii olarak kale ile çevrili bir şehri maksemsiz (üstü örtülü su hazne binası) düşünmek imkânsız. Kentin akropolünün güney yamaçlarına, ana kaya içine oyularak yapılan makseme su 4 kilometre mesafeden kanallarla kuzeydeki tepelerin üzerinden getirilmiş. Burada toplanan su, kanallar vasıtasıyla kentin bütün yapıları başta olmak üzere kilise, zindan sarnıç ve vaftiz havuzu gibi diğer sarnıçlara dağıtılmış.

“GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR”

M.S. 573’deki kuşatma sırasında, kentin su kaynaklarını kesmek isteyen Sasani ordusu tarafından yapıldığı düşünülen, şehrin kuzeyinde nehrin üzerinde 250 metre uzunlukta biri büyük, diğeri küçük baraj kalıntısı günümüze kadar ulaşamış.

Kent, özellikle Sasani orduları tarafından kuşatıldığı ve dışarıyla irtibatının kesildiği dönemlerde, bu su kaynakları sayesinde uzun süre direnebilmiş.

Dara Deresi üzerine kesme taş örgülü ve yuvarlak kemerli olarak kurulan köprüler ise, “gidemediğin yer senin değildir”in ne mânâya geldiğini özetliyor.

2008 yılından itibaren başlatılan kazılarda gün yüzüne çıkarılan kalıntıların gizemi çözülmeye çalışılırken, âdeta Mezopotamya’nın kalbine açılan bir geçit özelliği taşıyor.

Paha biçilemez zenginlikleri içinde barındıran Dara Antik Kenti, üç farklı dinin ortak noktada buluştuğu devâsa bir Nekropol’ü (arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye) ev sahipliği yapıyor. Kentin doğusunda yer alan kaya mezarları Kuruçay’a kadar uzanıyor. Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları hâlâ geçmişin izini geleceğe taşımaya devam ediyor. Zindan duvarlarının arasından sızan efsaneler ziyaretçilerin kulağına fısıldanıyor.

NUSAYBİN, GÜZELLER GÜZELİ CAN NUSAYBİN...

Seyahatimiz boyunca neredeyse “Eski Mardin”i anlata anlata bitiremesek de, Mardin sadece “Eski Mardin”den ibaret değil. Çevresini kuşatan o kadar çok güzellik var ki, öyle bir çırpıda anlatmak kolay değil... Buna sadece Nusaybin ve Midyat’tan birkaç örnek vermekle yetinelim...

Nusaybin denince hiç şüphesiz akla ilk olarak Zeynel Abidin Camii ve Türbesi, Selmân-ı Pâk Camii geliyor.

Nusaybin Zeynel Abidin Camii’nin vakfiyesinde, 12’nci yüzyılda inşa edildiği ifade edilen ve Hz. Muhammed’in 13’üncü göbek torunu Zeynel Abidin’in adıyla anılan, kendisinin ve kız kardeşi Sitti Zeyneb’in makamı bulunan, Nusaybin’in en önemli yapılarından olan Abidin Camii ve Türbesi, UNESCO geçici listesinde yer alıyor.

BERLBERLERİN PÎRİ SELMÂN-I PÂK

Rivayete göre Selmân-ı Pâk (Selmân-i Farisi) çocukluğunda Hıristiyanlığı benimseyerek ailesinin yanından ayrılır. Suriye’deyken ölüm döşeğindeki öğretmenin kendisine Hz. Muhammed’in ortaya çıkacağını haber vermesi üzerine gittiği Arabistan’da esir edilip satılır. Selmân-ı Pak’ın Medine’de İslâm dinine girdiği ve Hz. Muhammed tarafından özgürlüğüne kavuşturulduğu anlatılır. Hz. Muhammed’i tıraş ettiği için de berberlerin pîri olarak anılır. Burada bulunan kabri, Kerbelâ’yı ziyaretten dönenlerin uğrak yeri olur.

ZEYNEL ABİDİN’LE, MOR YAKUP YAN YANA...

Nusaybin’deki Zeynel Abidin Camii İslâmiyet’in, Mor Yakup Kilisesi ise Hıristiyanlığın önemli mâbedlerinden kabul ediliyor. Yan yana sayılabilecek konumda olan ve sürekli birlikte anılan iki yapıdan biri olan Mor Yakup Kilisesi, 4’üncü yüzyıla tarihlendirilmesiyle birlikte, hastalara şifa vermesi, engelli insanları iyileştirmesi, bir haftalık bebeği konuşturması gibi mucizelerine inanılan ve azizlik mertebesine yükseltilen piskopos Mor Yakup’un ismini taşıyor.

309 yılında Nusaybin piskoposluğuna getirilen Mor Yakup, burada bir katedral ve vaftizhane inşa ettirmiş. Yüksek kabartma tekniğinde yapılmış bezemelerle süslü olan ve Mardin’in en iyi taş işçiliği örneklerinden birini teşkil eden yapı, Mor Yakup ve öğrencisi şair Mor Efrem tarafından 326 yılında kurulan ünlü Nusaybin Okulu’na ev sahipliği yapmış. Bine yakın öğrencinin yatılı olarak okuduğu dünyanın ilk üniversitelerinden biri sayılan bu okulda, teolojinin yanı sıra felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk dersleri verilmiş. 38 yıl boyunca bu okulda öğretmenlik yapan Mor Efrem, Süryânî edebiyatının önemli bir şairi ve Süryânî dilinin en büyük ustası olarak tarihe ismini yazdırmış. Ölümünden sonra adıyla anılan Mor Yakup Kilisesi’ne defnedilmiş.

Bu kadîm yapılarla birlikte ismini burada kısaca anmadan geçemeyeceğimiz bir mâbed daha var: Mor Evgin Manastırı. Nusaybin ilçesine bağlı Bagok Dağı eteklerinde M.S. 363 yılından Hıristiyan azizlerden Mor Evgin tarafından kurulan, Sümela Manastırı’nı andıran mimarisi ve 1 ton 298 kilogram ağırlığındaki çanıyla dikkat çeken Mor Evgin Manastırı bölgenin en uğrak yerleri arasında bulunuyor.

(20 Ocak 2026 Salı günü Nusaybin-Kamışlı sınırında PKK destekçisi teröristlerin menfur bayrak provokasyonu ile gündeme gelen Nusaybin, aslında tarih boyunca ilim, bilim ve kültür merkezi olarak önemli bir misyon üstlenmiş. İspatı da verdiğimiz örnekler. )

KUTSAL DAĞLARIN KALBİ MİDYAT

Midyat denince ilk akla gelen Tur Abidin oluyor. Tur Abidin ne demek?.. Süryânîce “İbadet Edenlerin Dağı” anlamına gelen ve Midyat ve çevresini içine alan bölge demek.

Kutsal dağların kalbi Midyat ve çevresini içine alan ve dünya Süryânîleri için kutsallık atfedilen bölge, binlerce kilise, manastır ve şapele ev sahipliği yapılmakla birlikte, tarihte İzala, İzlo, Mons Masius, Bagog ve en son olarak da Tur Abdin Dağları silsilesinin kalbi Midyat’taki dinî yapıların bir kaçını paylaşalım...

Tur Abdin’in incisi ise Midyat’ın kuzeybatısındaki Anıtlı Köyü. Anıtlı veya Süryânîce adıyla Hah Köyü, bu bölgenin ve cümle cihanın en eski mâbedlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Tur Abdin’in incisi dinilebilecek Midyat’ın kuzeybatısındaki Anıtlı Köyü’nde yer alan, (1’inci yüzyılda yapılmış zafer takı biçimli bir Roma yapısının, 5 ve 6’ncı yüzyıllarda kiliseye dönüştürüldüğü düşünülmekte.) kuruluşu Hz. İsa’nın doğumuna atfedilen, o dönem bir anıt olarak 12 kralı temsilen 12 katlı dev taşların üst üste bırakılarak yapılan duvarlarıyla öne çıkan, dünyada başka bir örneği bulunmayan ve 15 Nisan 2021 tarihinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Meryem Ana Kilisesi...

Anıtlı veya Süryânîce adıyla Hah köyü, Midyat’ın 21 kilometre kuzeydoğusunda, etrafı çok verimli tarla ve bağlarla çevrili, ağaçlıklı alçak bir tepenin üzerine kurulmuş. Orta Çağ’da önemli bir merkez konumunda bulunan ve çok büyük 8 kilisesi olan Hah’a “Katedraller........

© Milat