Bu derya bu gemiyle geçilmez
Mayıs 2023 seçimlerinin hemen ardından ilan edilen ve o günden bu yana tam otuz dört aydır kesintisiz uygulanan dezenflasyon programı Türkiye'nin modern ekonomi tarihinin en uzun soluklu ortodoks sıkılaşma deneyimi olma özelliğini taşırken, bu sürenin sonunda gelinen nokta hem programın tasarımcılarını hem de onu sabırla bekleyenleri derinden hayal kırıklığına uğratıyor.
Yıllık enflasyon 0,87 seviyesinde ve bu rakam yüksek faiz politikasının talep kanalından bastırdığı enflasyonun maliyet ve beklenti kanalından yeniden beslendiğini, dolayısıyla programın yapısal enflasyonu kırma kapasitesinin başından beri ne kadar sınırlı olduğunu acı bir berraklıkla ortaya koyuyor. Çekirdek enflasyonun ),68 ile manşet enflasyonun hemen yanı başında seyretmesi ve hizmet grubu fiyatlarının yıllık @,26 artması ekonominin kendi bünyesinde fiyat artışı üretme kapasitesini koruduğunu, yani enflasyonun artık salt ithal bir şok olmaktan çıkıp yerleşik bir davranış kalıbına dönüştüğünü kanıtlar nitelikte. Bu tablo yalnızca parasal sıkılaşmayla çözülemeyecek yapısal bir sorunun varlığını adeta avazı çıktığı kadar bağırıp yanlış yolda olduğumuzu ilan ediyor.
Evet, piyasa katılımcılarının 2026 sonu TÜFE beklentisi $-25 bandında seyrediyor ve Merkez Bankası'nın başlangıçta koyduğu 'lık hedefin bu kadar erken ve bu kadar dramatik biçimde devre dışı kalması programın güvenilirlik zırhını artık kalıcı olarak çatlattı. Bugün itibariyle söz konusu zırhın arkasında saklanan yapısal kırılganlıkların tamamı artık açıkça görülebiliyor. 34 aydır süren ve enflasyonu bin bir türlü itelemeyle ancak bugünkü haline, dünyanın sayılı yüksek enflasyonları liginde ülkemizi anca bir iki basamak aşağı indirebilen cari program üç büyük varsayım üzerine kurulmuştu ve günümüz itibariyle bu varsayımların üçü de aynı anda ve tam olarak çökmüş durumda. Enerji fiyatlarının sakin kalacağı, küresel konjonktürün elverişli seyrini koruyacağı ve bölgesel istikrarın süreceği varsayımları 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaşla birlikte bir anda tarihin çöp sepetine yubarlandı.
Çatışmalar kısa sürede genişleyerek enerji altyapılarını, petrol terminallerini ve uluslararası deniz ticaret yollarını hedef aldı. Hürmüz Boğazı'nın günlük 21 milyon varil petrol ve 306 milyon metreküp LNG taşıdığı ve Türkiye'nin bu koridora olan bağımlılığının ne denli derin olduğu düşünüldüğünde petrolde ve doğalgazda dışa bağımlı bir ekonominin böyle tarihsel bir şoka cari programla ne denli savunmasız kaldığını iyice anlamamız lazım. Trump’un çılgınlıkları sonrası bir de İran’ın tehdit ettiği üzere Babül Mendeb kapanır ve Kızıldeniz hattı da işlemez hale gelirse petrol fiyatlarının nerelere ulaşabileceğini haftalardır tüm yazılarımda anlatmaya gayret ediyorum. Her 10 dolarlık petrol artışının cari açığa 7 milyar dolar yük bindirdiği bir ortamda Türkiye ekonomisinde domino taşları son derece hızlı düşecektir.
Bu seviyelerde, yani petrol 100 doların üzerinde seyrederse Türkiye'nin cari açığı 55-60 milyar dolara yönelebilir ve cari açığın GSYİH'ya oranı %4 bandını aşabilir. Bu rakam, OVP'de öngörülen %1,3'lük........
