menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hükmün sesi ile halin sesi -1-

23 0
04.09.2026

Dini konuşmalarda işin ehlinin seçtiği iki ayrı ton vardır. Birinde ses yükselir, diğerinde alçalır. Bu fark, zannedildiği gibi mizaç yahut hitabet terbiyesi meselesi değildir. İki sesin arkasında iki ayrı varlık zemini durur.

Zahir ilmiyle meşgul olan âlim, esas itibariyle hükmün diliyle konuşur. Emri ve nehyi, helal ile haramı, sahih ile fasidi, sevap ile azabı beyan eder. Kadı hükmeder, müftü fetva verir, müderris ders okutur, vaiz nasihat eyler ve ithamlarla dolu nasihatinde ayrıca BUYURUR da. Muhatabının, cemaatinin, dinleyicisinin doğru yolu bulmalarını hedefler. Bunların hepsi, mahiyeti icabı bir muhtevanın içeriden dışarıya, konuşandan muhataba doğru taşınmasıdır. Hüküm, ulaşmak için açık seçik olmak zorundadır; açıklık ise sesin yükselmesini tabiileştirir. Bu dil kesinlik ister, kesinlik kuvvet ister, kuvvet de daha yukarılarda perde/ler ister.

Tasavvufun dili ise evvelemirde hal dilidir, kal dili değil. Mürşid muhatabını bir malumatla ikna etmekten ziyade, kendi haliyle ona bir şey sirayet ettirmeye çalışır. Zira tasavvufta her şeyin ama her şeyin iradesi Hak Teâla’nın elindedir. Mürşid herkesten önce kendisini hidayette, doğru yolda görmek ister. Burada asıl müessir olan, sözün muhtevasından önce sözün arkasındaki hazır bulunuştur; yani huzurdur. Sükunetle konuşmak o halin taşıyıcısı olur, yükseltilmiş ses ise dikkati lafza çeker ve arkadaki hali gölgeler. Tasavvuf edebiyatının yaygın düsturuyla kalpten çıkan söz kalbe akar, dilden çıkan söz ancak kulakta kalır.

Kuşeyri, er-Risale’sinde bu ayrımın kavramsal çerçevesini kurar. O, makamlar kesbidir, der haller ise vehbidir. Makam çalışmakla elde edilir, hal ise ihsan edilir. Bu tasnifi kabul eden bir gelenek içinde sesin de iki ayrı kaynaktan beslenmesi zaruridir. Bu kaynaklardan birinden beslenen için kesbedilen bir şeyin gösterilmesi gerekirken, diğeri için, ihsan edilen bir şeyin ise sadece taşınması yeter.

Gazali’nin el-Münkız mine’d-Dalal’de anlattığı kendi tecrübesi, bu farkın en sahih şahididir. Devrin en büyük müderrisi, Nizamiye kürsüsünün sahibi olduğu halde, hakikatin sadece kitaptan öğrenilemeyeceğini, onun zevkle, hal ile ve sıfatların değişmesiyle........

© Milat