Aydost‘un Gölgesinde
Ereğli’de bir dağ var,
Bolkarların mağrur kralı.
Kurulmuş sanki tahtına,
Üstünde beyaz kaftanı.
Tacında üç muhteşem burç,
Romalılar Kartal'a benzetmiş
Yukardan bakıyor her şeye
İki yanında saygıyla,
Başlarını eğmişler bu yüceliğe.
Cömertçe verir elindekini.
Binlerce yıldır şahittir
Yolda giderken birden
Heybetle dikilir karşına,
Bakakalırsın hayranlıkla.
Nefesin kesilir bir an;
Güzellik ve azamet bir araya gelince,
Bir dağa bakmanın coşkusu
Sığmaz bir çocuk kalbine.
Ay sanki burçlarında gizlenir,
Yükselir gecenin karanlığında.
Ürperti veren bir serinlik...
Hangisi daha güzel acaba?
Öyle yakışırlar ki birbirlerine;
Konuşurlar bakışarak...
Aydos demişler adına.
Onun eteğinde bir köy var,
Bu dostluğun en yakın şahidi.
Babam öğretmenlik yapmış burada,
Ben de doğmuşum bu toprakta.
Toprak, su ve güneş,
Ulaşır anne karnındaki çocuğa;
Her zerresiyle toprak
Bu köy hep girerdi rüyalarıma,
Sanki beni çağırır gibi,
"Buraya aitsin" der gibi…
Çok küçükmüşüm o zaman.
Elli yıldır gördüğüm rüya
Gerçek mi diye bir gün
Aldım annemi, babamı,
Meğer gerçekmiş rüya,
Her şey rüyamdaki gibi…
Eteklerine döktüğün toprak benim.”
Hasta babam iyileşti birden,
Bir o yana, bir bu yana…
Anlatıyor her şeyi heyecanla,
Sanki döndü o eski günlere.
Ziya Hoca bir hafta sonra,
Çocuklar sardı etrafını:
“Hocam, hocam, misafir ol bize…”
Kekik kokusu kapladı her yanı,
Arılar geven çiçeklerinde vızıldadı.
Keklikler ötmeye başladı yamaçta,
Sesleri yankılandı dağlarda.
Babamın gençliğini bırakıp orada,
Delimahmutlu derler adına.
Bu güzellik akıl mı........
