Büyüyünce Roman Olacağım
İlk romanım Çoban Aşkın Çocuğuydu (asıl adıyla Sinderella’nın Pabucu) birkaç hikâyenin ilerleyerek, kendini gösterip gelişmesinden doğdu. Ve bir rüya ikliminde Sinderella’nın çıktığı maceranın adı oldu. Külkedisi masalını oldukça çarpıtmıştım. İçimde yenilikçi deneyci bir damar vardı sanırım.
Sinderella’nın asıl adı Sinem’di ve bizimkine benzer bir memlekette yaşıyordu. Devreye bir de İçmimar olan Bilge Çobanı soktum.
O yolculukta başta İblisO, Sinderella Sinem’in karşıtı “Kara” isimli kişilik bulunuyordu mesela. İlaveten damatları da değiştirdim, romanda Sinem’i yönetim(!) kademesinden Prens Cumhur’la evlendirdim(yazar keyfi n’olacak).
Meşhur masaldaki peri ise, başlangıçtaki (daha ham halindeki) hikâyemde Batı perisiydi:
“Sinderella açık pencereden içeri giren güzel kadına hayretle bakmış. Heykel gibi şahane bir vücudu, mermervari sert ve şâşaalı bir elbisesi varmış. Bir kolu havada, sönmüş bir meşaleyi tutuyormuş.
Sinderella ister istemez; “Acaba feneri nerede söndürdü” diye düşünmüş. Yabancının üzerinden, her haliyle çağdaşlık akıyormuş.
“Kimsiniz?” demiş ürkek Sinderella.”Ciciannem mi yolladı sizi?”
Cazibeli kadın, mağrur: “Hayır!” demiş.
“Ben Batı perisiyim. Kısaca adalet, kuvvet, uhuvvet, letafet, fetanet, habaset -pardon hamaset diyecektim- temsil ediyorum. Bir lâkabım da ‘Karıncaezmezdir’. Hiçbir bürokratik işleme başvurmadan, dile benden ne dilersen.”
“Son moda bir elbise!” diye bağırmış.
Peri: “O zaman.” demiş. “Tanrıça Athena’nın modacısından getirdiğim kıyafeti bir dene. En çok gençlere yaraşır. Bak nasıl hoş oldun. Yalnız, giysinin kiralık olduğunu sakın unutma, saat on ikiyi vurunca, yok olacaktır. Aslında hiçbir şeyi bedava vermeyiz.”
Sinderella’nın elbisesi muhtelif devletlerin bayraklarından, çeşitli semboller ve işaretlerden meydana geliyormuş. Kız, neredeyse sevinç delisi olduğundan, bir hususu fark etmemiş. Kendi ülkesinin bayrağı yokmuş tuvaletinde, daha doğrusu küçük bir simge halinde, giysinin oturacak bölümünde yer alıyormuş. Kalbinin tam orta köşesindeyse, haça benzer bir şekil sinsi sinsi parlıyormuş.
Onu görünce sarayın bütün erkekleri ve kadınları çevresine üşüşmüş; elbisesini hayranlıkla süzmüş, incelemişler. Kimi Amerikan bayrağı kısmını öpüp koklamış, kimi Fransız, kimi Alman sembollerine aval aval bakmış; kimi Dalay Lama’nın Tibet’ini, kimi Hint’in kutsal ineğini, Buda’sını beğeniyle yoklamış, tazimle selâmlamış.”
Bu hikâye Muhabbet Buyursun Gelsin isimli kitabımda yayınlandı, Sinderella’nın Pabucu adıyla. Müstakil hikâye olarak kitaba girmesi 2005’di. Ama ilkel hallerinin tarihi farklıydı daha önceden yazılmış ve fazlaca değiştirilerek Çoban Aşkın Çocuğuydu romanının sayfalarına karışmışlardı.
Aynı kitapta hikâyenin devamında, masal Prensinin kalbinde bir inşaat vardı; Bilge Çoban’ın eli devreye girmişti.........
