Selim Kuneralp yazdı: Maduro sonrası dünya
Venezuela diktatörü Maduro’nun, yeni yılın ilk günlerinde filmlere layık bir operasyonla yatak odasından çıkarılıp eşiyle birlikte uyuşturucu kaçaklığı suçundan yargılanmak üzere ABD’ye kaçırılması, haliyle tüm dünya için bir şok teşkil etti. Maduro’nun seçim çalması, yüzlerce insanı sokaklarda öldürtmesi, binlercesinin hapishanelere tıkılması ve takriben 8 milyon vatandaşını göçe zorlamış olmasının üzerinde ülkemizde pek fazla durulmadı. Gerçi sonraki günlerde heyecan azalınca bu hususlar daha çok öne çıktı. İktidarda bulunduğu 13 yıllık dönemde petrol zengini ülkesinin millî gelirini yüzde 69 oranında düşürmüş olması da bizatihi bir dünya rekoru yaratmış olmalı. Böyle bir adamın kendi halkı tarafından devrilmiş olmasını herkes isterdi. Ancak kaba kuvvete dayalı rejimlerde iktidarın demokratik yollardan değişmesinin ne kadar zor olduğunun sayısız örnekleri vardır. Bugün İran da İslami olduğunu iddia eden, ancak İslam ile uzaktan veya yakından ilgisi olmayan bir rejim olarak halkın tepkisini kaba kuvvetle bastırmaya çalışmaktadır. Daha önce de Belarus ile Rusya’da halk ayaklanmalarıyla rejimi değiştirme teşebbüsleri oldu ama başaramadıkları malum.
Gönül isterdi ki Trump bu kaçırma olayını Venezuela halkına 25 yıldır özlediği hukuka dayalı demokratik bir rejimi getirmek için yapmış olsun. Tabii bu böyle olmadı. Trump, amacının ülkenin zengin petrol kaynaklarına el koymak olduğunu birinci günden itibaren gizlemedi. Sonradan da büyük Amerikan petrol şirketlerinin patronlarıyla toplantı düzenledi ve onlara Venezuela petrolünü ABD için çıkarmaları baskısını yaptı. Bu şirketlerin en büyüklerinin Venezuela’daki çeşitli devletleştirmelerde ağızları yandığı, ayrıca Maduro gitse bile yandaşlarının hâlâ iktidarda olmaları gerekçeleriyle çok büyük bir heyecan yaşamadığı görülmektedir. Kaldı ki dünya petrol içinde yüzmektedir. Rusya, İran ve Venezuela’ya konan ancak her zaman da çok etkili bir şekilde denetlenmeyen ambargolar petrol fiyatlarını etkilememişti. Kaldı ki en azından Avrupa’da yenilenebilir enerjilere geçiş, petrole talebin önümüzdeki yıllarda azalmaya başlamasının da işaret fişeğini teşkil etmektedir.
Tabii Trump’ın önünde rejim değişikliği dilemması olduğu gibi duruyor. Maduro kaçırıldıktan sonra rejimi değiştirmeye kalkmış olsaydı, bunun için ülkeyi Irak ve Afganistan benzeri bir askerî operasyona tabi tutması gerekecekti. Bunun için de yüklü miktarda kaynak ve daha önemlisi on binlerce Amerikan askerinin ülkeye bir çıkarma yapması gerekecekti. Oysa bütün seçim kampanyasını seleflerinden farklı olarak denizaşırı askerî maceralardan uzak duracağı vaadi üzerine kurmuştu. Aldığı seçmen desteğinin önemli bir bölümünü de buna borçluydu. Zaten Maduro operasyonunun Amerikan halkının yarısı tarafından benimsenmediği kamuoyu yoklamalarından ortaya çıktı. En yakını ve olası halef adaylarından biri olması gereken Başkan Yardımcısı JD Vance konuya mesafeli davranmış, kaçırılma olayı sonrasında verilen basın konferanslarından uzak durmuştu. Bu da Venezuela operasyonu uzun vadede başarısızlıkla sonuçlanırsa, gelecek seçim kampanyasında bu sessizliğini oya tahvil etme girişimi olarak yorumlanabilir.
Gerçekten de Trump’ın elinde ambargoyu sürdürmek, Venezuela halkını daha büyük bir mahrumiyete mahkûm etmek dışında çok fazla bir imkân yok. Maduro’nun devrilmesine sevinmiş olan halkın gündelik hayat şartları düzelmediği takdirde sevinci kursağında kalabilir. Bu arada Venezuela’nın mevcut petrol stoklarına ABD’nin doğrudan el koyduğu da anlaşılıyor.
Yine de dünyada bu operasyonu yürütme teknolojik imkân ve askerî kapasiteye sahip başka bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Anlaşıldığı kadarıyla operasyon sırasında şehrin elektrikleri kesilmiş, ayrıca Çin’den ithal edildiği söylenen uçaksavar sistemleri teknolojik imkânlarla uzaktan........
