Önder Özden yazdı: Suç ortaklığına karşı esneme vakti
İktidarın kötülüklerine bu kadar çok insanın nasıl olup da ortak hale geldiği sorguya muhtaç. Özellikle otoriter rejimlerin iktidarda kalmak için yaptığı adaletsizlikleri tek tek saymak bile zor. Masum insanların tutuklanması, propaganda yoluyla yalanların dolaşıma sokulması, yargının muhalefeti bastırmanın bir aracına dönüştürülmesi; bütün bunlar artık, bir bakıma, tanıdık. Hatta fazla tanıdık.
Ama asıl şaşırtıcı olan —ya da belki de asıl ilginç olan— yalnızca iktidarın ne yaptığı değil; bütün bu yanlışlara isteyerek ya da istemeyerek yanaşan, böylece onlara ortak olan insanların ne yaptığı. Elbette aralarında doğrudan iktidardan fayda sağlayanlar var. İktidarla hizalanmak onlara mevkilere, ekonomik kaynaklara, ilişki ağlarına ve korunmaya kolay erişim sağlıyor. Bu en bilinen hikâye ve bir bakıma en anlaşılır olanı; ama aynı zamanda en hayal kırıcı olanı.
İdeolojik yatırımlar nedeniyle iktidarla hizalananlar da var. İçinde yaşadığımız topraklarda bu durumdan hâlâ söz edebiliriz; her ne kadar eskisi kadar belirgin ya da en azından eskisi kadar ikna edici olmasa da. İdeolojiden elbette bir etken olarak söz etmek mümkün, ama belki artık en güçlü motivasyon değil. Ya da belki başka bir şeyi örtmek için kullanılan bir dile dönüşmüş durumda. Yine de var ve önem taşıyor.
Bir de başka bir grup var ki, bunu basit terimlerle açıklamak daha zor: İktidarla daha fırsatçı ve daha seçici biçimde hizalananlar. Ne zaman uygun görürlerse, ne zaman bir açıklık yakalarlarsa, ne zaman “koroya katılmak” için bir fırsat bulurlarsa, muhalefete saldırıyorlar.
Bu durum özellikle Kürt meselesinde görünür hale geliyor. Bir muhalefet figürü bu sorun hakkında konuştuğunda ve eşit yurttaşlığı ya da evrensel normları politikasının merkezine koyduğunda, bazı insanlar tarafından hemen saldırıya uğruyor. Bazen bu saldırı bir kamuoyu tepkisi biçimini alıyor, bazen bir sosyal medya linci, bazen de ima ve kuşku kampanyası. Tepki hızlı, yüksek sesli ve çoğu zaman acımasız.
Ama konu bazı rejim figürlerine geldiğinde —örneğin birkaç yıl önce böyle şeyler söylemesi imkânsız ya da inanılmaz görünen Devlet Bahçeli gibi birine— aynı insanlar “garip” bir şekilde sessizliğe gömülüyor. Seslerini yükseltmiyorlar. Kampanyalar başlatmıyorlar. Aynı siyasi hassasiyeti göstermiyorlar. Muhalefete yöneltmek için hazır tuttukları enerji bir anda ortadan kayboluyor.
Bu seçici öfke, bu kullanışlı sessizlik, meselenin aslında ilke, adalet ya da tutarlılık olmadığını gösteriyor. Daha ziyade mesele, saf tutmak. İktidarın nerede durduğunu bilmek ve kendi sesini ona göre ayarlamak.
Bu seçicilik yalnızca iktidar-muhalefet hattında değil, muhalefetin kendi içinde de karşımıza çıkıyor. Özellikle partinin eski lideri Kemal Kılıçdaroğlu etrafında toplanmış ve bugün çok özel bir biçimde rejimle hizalanmış bazı isimler var. Rejimin yargıyı muhalefeti tasfiye etmek ya da seçimler yoluyla gerçek bir değişimi engellemek için........
