menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kör Nokta

26 0
24.03.2026

ABD-İsrail ortaklığının İran’a yönelik saldırısı sonrası dünya siyasetinde iki dikkat çekici sahne ortaya çıktı. Bir yanda, Oval Ofis’te bir grup Evanjelik din adamının, devlet başkanı Donald Trump için dua ederek onun omuzlarına ellerini koyduğu bir ritüel; diğer yanda ise İran’ın merhum dini lideri Ali Hameney’in (diğer devlet ve hükümet yöneticilerinin) ölüm tehlikesi karşısında sığınağa gitmeyi reddettiğine dair tavrı. Bu iki sahne, farklı medeniyet havzalarına ait görünse de aslında ortak bir hakikati açığa çıkarır: Modern siyaset, çoğu zaman sanıldığı gibi bütünüyle seküler değil; aksine derinlerinde güçlü dinî, metafizik ve kültürel saiklerbarındırmaya devam ediyor.

Ne var ki Türkiye’de bazı çevrelerin bu iki olayı değerlendirme biçimi dikkat çekici bir çelişki barındırdı. Buçevreler, Oval Ofis’te yapılan duayı “çağdışı bir gösteri” veya “akıl dışı bir ayin” olarak nitelendirirken; İran liderinin (ve diğer yöneticlerin) ölüm ihtimali karşısında sığınağa gitmemesini ise “devlet adamlığıyla bağdaşmayan irrasyonel bir davranış” olarak değerlendirdi. Görünürde iki ayrı eleştiri gibi duran bu yaklaşım, aslında tek bir düşünsel zemine dayanıyor: siyaseti dinî anlam dünyalarından arındırılmış, bütünüyle seküler bir akıl alanı olarak tahayyül etmek.

Oysa modern siyaset teorisi ve din sosyolojisi bile bu varsayımın oldukça problemli olduğunu uzun zamandır göstermektedir. Nitekim modern devletlerin büyük çoğunluğunda din, doğrudan ya da dolaylı biçimde siyasal........

© Maarifin Sesi