Eğitimde Değişim Rüzgârı (2)
Prof. Dr. İbrahim Ethem Başaran, fakültede kaynak olarak yararlandığımız Eğitime Giriş adlı kitabında, “Bir ülkedeki siyasal partiler diğer konularda olduğu gibi eğitime ilişkin görüşlerinde de farklılaşırlar.” diyerek 12 Eylül 1980 öncesi siyasi partilerinin (Millî Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Birlik Partisi, Türkiye İşçi Partisi) eğitimle ilgili görüşlerini ayrı ayrı özetler. Devamında ise ülkemizde eğitim felsefesi ve eğitim politikası deyimlerinin karıştırıldığını dile getirir. Yine Başaran’a göre; bir partinin eğitim görüşü sistemli olarak düzenlenmişse buna eğitim felsefesi denilebilir ancak bu, ülkemiz partilerinde günün gereklerine göre şekillenmektedir.
12 Eylül 1980 öncesinin siyasi partileri, kendi görüşleri doğrultusunda eğitim politikalarını belirlerken iktidar imkânı bulanlar, belirledikleri politikalar doğrultusunda eğitime yön vermeye çalışmışlardır. Dolayısıyla bazı temel esaslar dışında her partinin eğitimde farklı uygulamaları olmuştur. 12 Eylül sonrasında ise darbe yönetiminin resmî ideoloji etkisindeki politikalarının eğitimde etkili olduğu görülür.
İlk seçimde darbe yönetiminin muhalefetine rağmen iktidar olan Anavatan Partisi, parti programıyla uyumlu pek çok reform ve sistem değişiklikleri yaparak eğitimi nicelik ve nitelik bakımından geliştirmeye çalışmıştır. Ancak o döneme kadar iktidar partilerine göre farklılık gösteren uygulamalar yavaş yavaş aynı partinin bakanına göre değişiklik göstermeye başlamış; bu durum, zamanla artarak devam etmiştir.
Şöyle ki aynı partiye mensup bakanın veya bakanların başlattığı uygulamaları aynı partinin bakanı uygulamadan kaldırmaya veya değiştirmeye başlamıştır. Böylece önceki yazımızda saydığımız veya sayamadığımız birçok konuda değişiklikler söz konusu olmuştur.
Malumdur ki Osmanlı Devleti döneminde tam anlamıyla oluşturulamayan eğitim sistemi gittikçe bozulmuş, yerine teşekkül ettirilmeye çalışılan Batılı anlayıştaki eğitim kurumları sistemleştirilememiş; kalıcı eğitim politikaları ve temel bir eğitim felsefesi ortaya konulamamıştır.
Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkan bakış açısı da geçmişi dikkate almadan yapılan pek çok uygulamayı beraberinde getirmiştir. Toplum tarafından benimsenmeyen ve toplum değerlerinden uzak uygulamalar eğitimde pek çok sorunun kaynağı olmuştur. Zaman zaman şekil değiştiren bu uygulamalar Demokrat Parti iktidarına kadar devam etmiştir.
Bu dönemde iktidarın toplum değerleriyle barışık uygulama çalışmaları muhalefet tarafından hoş karşılanmamış, sürekli çatışma ve çekişme gerekçesi olmuştur. Bu çatışma ve çekişmeler, eğitimimizde gelgitlere sebebiyet vermiş; eğitimde ortak temel politika ve felsefe belirlenmesini, daha doğrusu istikrarı engellemiştir. Dolayısıyla ülkemizde sürekli değişkenlik gösteren eğitim politikaları ve uygulamalar, Anavatan Partisi dönemiyle birlikte bakanlara göre şekillenmeye başlamış; her dönemde eğitimde değişim rüzgârı kaçınılmaz olmuştur.
Eğitimde değişim konusuyla zihnimi meşgul ederken lisede ders kitabı olarak okuduğumuz, Arapça Okuma ve Eski Metinler Kitabı’ndaki ‘Kıssatün Lâ-Tentehî’ (Bitmeyen Bir Hikâye) başlıklı kıssa aklıma geldi.
Söz konusu kıssada anlatılanları özetleyecek olursak, hükümdarlardan biri ülkesinde bitmeyen hikâye yarışması tertip eder. Bitmeyen hikâyeyi anlatan, ödül almaya hak kazanacaktır. Ülkenin dört bir yanından gelen hikâye anlatıcıları, sırayla huzura çıkıp hikâyelerini anlatırlar. Bazı hikâyeler günlerce veya haftalarca sürse de nihayetinde biter. Bu yüzden kimse ödüle layık görülmez.
Son hikâye anlatıcısı bir ihtiyardır. O da hikâyesini anlatmaya başlar: “Efendim, rivayet olunur ki geçmiş asırlarda bir hükümdar, rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini; ayrıca yedi yeşil ve yedi kuru başak gördüğünü yakınlarına, dostlarına ve yorumculara anlatmış. Lakin hiç birisi rüyayı yorumlayamamış. Ancak ihtiyarın biri rüyayı, ‘Önümüzdeki yedi yıl boyunca çok yağmur yağacak, ekinler bol olacak. Bu bolluk ve bereket yıllarından sonra kıtlık gelecek. Türeyen çekirgeler, ekinleri yok edecek. Bolluk yıllarında yiyecek depolayıp kıtlık yıllarına hazırlanın.’ diye yorumlar. Bu yorumdan etkilenen hükümdar, bolluk yıllarında büyük ambarları buğdayla doldurtur. Sekizinci yılda ortaya çıkan çekirge sürüleri bütün ekinleri yok eder. Türeyen çekirgelerden biri, bir ambarın tavanında keşfettiği delikten içeri girerek bir buğday tanesi alıp dışarı çıkar. Ardından bir başka çekirge onun yaptığını yapar.”
Hikâyenin sonundaki ‘Ardından bir başka çekirge ambara girdi, bir buğday tanesi alıp çıktı…’ cümlesi bir türlü bitmek bilmez. Hükümdar ve dinleyenler sıkılır. Böylece ihtiyar, bitmeyen hikâye ödülünü almaya hak kazanır.
Sanırım eğitimdeki sürekli değişim de bizim bitmeyen ve bitmeyecek olan ‘Bitmeyen Bir Hikâye’miz. Peki değişim olmalı mı, olacaksa nasıl olmalı? Değiştirerek mi, geliştirerek mi?
