Kalenin öte yüzünde bir hafıza mekânı: Doğuş Simit Fırını
Ankara Kalesi, zamanın büküldüğü, geçmişle geleceğin iç içe geçtiği bir tarihsel eşik. Çok katmanlı her tarihsel eşik gibi kalenin de iki yüzü var. Bu hafta çoğumuzun bilmediği, yalnız başına gitmekten imtina ettiği öte yüzde, Ankara’nın tarihi simit fırınına konuk olacağız.
Kale’nin bir yüzü turistik: düzenlenmiş, restore edilmiş mekânlar, hanlar, müzeler, butik otellerden oluşan, bazen ruhunu örseleyen dışardan cilalanmış konaklarla, görücüye çıkan vitrin yüzü. Bu yüzde her şey günübirlik yaşanır. Akşamın belli bir saatinde ışıklar söner, kapılar kapanır, sesler kesilir. Gündüzünde adım atamayacağınız, oturacak yer bulamayacağınız şenlikli mekânlar geceleri ıssızlaşır. Bu yüz kentin sahneye konmuş varsıl halidir. Steril ve kontrollü…
Öteki yüz hakikatin yüzüdür. Yoksuldur. Sokaklarında çocukların koşturduğu, kapı önlerinde insanların muhabbet ettiği, fırından doldurulmuş ekmek çantalarıyla yola düşen kadınların sokakları adımladığı, yüzyıllık yorgunluğu taşıyan duvarların arasında ruhunuz gezinir. Konaklar, çeşmeler, camiler, darülkurra, kadılar mezarlığı ve kalenin öte yüzünün muhteşem panoramasına eşlik eden Kayabaşı Mahallesi… Kentsel dönüşüme nazır ve onun kucağında hayat süren bu yüz, kalenin varsıl yüzünün hemen yanı başında virane yüzü... Öte yüz bu ülkenin dramıdır. Kentsel dönüşüm kıskacında yoksulluğun ve farklı kültürlerin harmanlandığı gerçekliğin kendisi... Kimi zaman kriminal, kimi zaman çocuksu, kimi zaman insancıl… Ama her daim gerçek…
Şimdi Kale’nin öte yüzüne doğru birlikte yolculuğa çıkalım. Bir Ahiler kenti olan Ankara’da, ahşap direkli Arslanhane Cami’nin gölgesinden sıyrılıp Atpazarı Sokağı’na, yani o "öte" yüze doğru kendinizi bıraktığınızda, bağrında büyüttüğü değerlerle bir tarih karşılar sizi: Biraz bakımsız biraz virane ama cilalanmamış, olduğu gibi duran yaşanmışlığın ağırlığını taşıyan, yapılar, sokaklar, insanlar…
İçerisinde neredeyse her şeyin satıldığı mahalle bakkalı olan Şaşkın Bakkal’ı geçip yokuş aşağı giderken Osmanlı döneminde yaptırılmış Ayakzade Mehmet Şevket Efendi Çeşmesi’ni solunuza alarak devam edin. İlerde kapı önünde yığılı meşe odunları size rehberlik edecektir. O odunların izini sürdüğünüzde varacağınız yer; sadece bir fırın değil, kentin göç, emek ve sokak ekonomisinin saklandığı bir hafıza mekânı, gerçek Ankara simidi yapan son yer: Tarihi Doğuş Simit Fırını.
Kapıda "Tarihi Ankara Simit Fırını" tabelası asılıdır ama buranın........
