menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölüm yıldönümünde Haşmet Gürkan

13 0
22.03.2026

Yıl 1992… Mart’ın 21’i… Ilık bir cumartesi sabahı… Diş hekimi Haşmet Muzaffer Gürkan, yıllardır çıka çıka   bitiremediği yeni bir Lefkoşa turunu daha yapmak üzere…  Eski bisikletini güderek evinden çıkarken kalp krizi geçirir. Ve orada  yaşamını yitirir. Henüz  60 yaşındaydı. Özellikle de Lefkoşa sevdasıyla tutuşan bir aydındı. Gerek Lefkoşa’yla ve  gerekse halkının tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla daha yaşarken efsane olmuştu. Yazılarında Lefkoşa’yı ve genelde Kıbrıs sevdasını onun kadar derinlikli ve bilge bir solukla seslendirebilen bir başka yazarımız olmadı, olamadı ondan başka… * Ölümünden çok sonra eserleri “Galeri Kültür” tarafından arka arkaya yeniden  basılan ve böylece genç nesillerle de tanıştırılan Haşmet Muzaffer Gürkan’ın çeşitli  gazete ve dergide henüz gün ışığına çıkarılmamış daha nice yazısı olduğuna inanıyorum. Günün her dakikasında araştırmalarını yaparken sürekli üreten bir yazardı. Çoğu  yazısını  takma adlarla yayımlamıştı. O dönemlerde çeşitli nedenlerden dolayı yazılarda takma ad kullanmak yaygındı…  Esas mesleği  diş hekimliğiydi. Ama hekimlik etkinliklerinden   çok, yazın ve düşünce hayatımıza katkıda bulundu… * Haşmet M. Gürkan, 1932 yılında Lefkoşa’da doğdu. Ailesi Girne ilçesinin Zeytinlik (Templos) köyündendir… Templer Şövalyelerinin bıraktığı izlerin ortasında Templos’da ona ait otantik bir ev vardır… Müzeye dönüştürülme beklentisindeki bu Akdeniz evi; zeytinlikler ortasında… Gürkan, Lise eğitimini tamamladıktan sonra  İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Diş Hekimliği Okulu’ndan mezun oldu. Aslında kendisi edebiyat okumak isterdi. Ne ki, ailesinin yönlendirmesiyle çarnaçar hekimlik eğitimini seçer. Daha ilkokul sıralarında Lefkoşa sokaklarını adım adım incelemeye ve  yazmaya başladığı bilinmektedir. Edebiyat derslerini tutkuyla izlerdi. Lisedeyken Ahmet C. Gazioğlu, Vamık Volkan, Sezai Sezgin ve Mehmet Tahir Doluner gibi ileride kendisi gibi ünlenecek düşünürlerle bir araştırma ve yazı grubu oluşturdu… “Kaynak” adlı okul dergisinde ilk yazılarını yayımladı. Diş Hekimliği Okulu’nun arkasından   İngiltere’de bir yıl staj yapar. Orada  İngilizcesini hayli geliştirir. Kıbrıs’a dönerek  diş hekimi kliniğini Lefkoşa’nın İnönü Meydanı’ndaki evinin zemin katında açar. Ölümünden önce  sattığı, İnönü Meydanı’nın simgesi durumundaki bu sarı taştan koloni stili bina, ondan sonra banka ve devlet dairesi gibi çeşitli kurumlara mekân oluşturdu… * Gürkan’ın içinde yaşadığı dönemde o bina bir kütüphaneden farksızdı. Herkese açık olan evinde, sadece araştırıp yazmakla yetinmezdi.  Kendisinden bilgi almaya gelenlerle de orada uzun konuşmalar yapardı. Lefkoşa’ya ve Kıbrıs’a dair büyüklerinden dinlediği öyküleri kaynaklarında araştırır ve yakaladığı bulgularla da  zenginleştirip bilimselleştirdiği o öyküleri hem kendisini ziyaret edenlere anlatır ve hem de büyük ilgiyle okunan yazılarına dökerdi. Fevzi Ali Rıza’nın HÜRSÖZ gazetesi, düzenli yazılarına yer veren ilk yayın organıdır. * Ailesi yaz aylarını Zeytinlik (Templos) köyündeki evde geçirirdi… Haşmet Gürkan, o evde geçirdiği dönemlerde de hiç boş durmazdı… Templer Şövalyeleri’nin bu köyün kurucuları olduğuna ilişkin çeşitli saptamalarını yazıya dökerdi… Evrensel konuları da yazardı hiç kuşkusuz… Örneğin, 1958’de Kuzey Kutbu’nun buzulları altından geçen “Nautülüs” atom denizaltısına dair yazısı büyük yankı bulur. Birçok yerden kutlamalar alır. Ve yıl 1959… Kutlu Adalı’nın  “Beşparmak” ve   Özker Yaşın’ın  “Çevre” edebiyat  dergilerinde  Lefkoşa üzerine kültürel içerikli yazılarını arka arkaya yayımlamaya koyulur… Bunlar dönemin çok okunan edebiyat dergileridir… Bu hızla giderken, 1962’de Paris’te çıkan “UNESCO Features” adlı derginin açtığı İngilizce yazı yarışmasına katılır.  Kıbrıs’ta küçük bir Türk köyündeki yaşamı anlatan yazısıyla birincilik kazanır. Tam da  o günlerde ağabeyi gazeteci-avukat  Ahmet M. Gürkan siyasi bir suikastte vurularak öldürülür. Yaşadığı travma dolayısıyla  kazandığı  para ödülünü  ve belgelerini oralara gidip alamaz.. İngiltere’ye bir yıl sürecek zorunlu  sürgüne gider. * 1963’te yeniden  çok sevdiği ülkesindedir ama,  ortaklık cumhuriyeti yıkılmış ve  toplumlararası çatışmalar başlamıştır. Kendini tecrit ettiği evinde kitapları ve düşünceleriyle baş başadır. Yıllar sonra o günleri anımsadığında; “Çok kıymetli senelerim boşa gitti. Keşke o zamandan kendimi yazıya çiziye vereydim. Toplumdan  kopma noktasına geldim” diyerek hayıflanacaktır. Çağına karşı sorumluluk duyan bir aydındı. Gerçeklere kayıtsız duramazdı. Kardeş Ocağı’na gider, oradaki sohbetlere renk katardı. Ama sözleri bile kimi zaman suç olarak görülür ve  sorguya çekilirdi…  Yıllar geçtikçe yavaş yavaş üzerindeki travmayı atar.  Takma adlarla tekrar yazmaya başlar. 1967’de  Özker Yaşın’ın  “Savaş” gazetesinde dış politika üzerine yığınla yazı yazar. Bu arada, “Lefkoşalı” imzası ile Lefkoşa’nın tarihî kimliği üzerine yazılar kaleme alır. “Savaş”  bir süre sonra yayımını durdurunca  yazmaya ara vermek zorunda kalır. Derken, “Söz” gazetesinde “Ümit Ergeç” takma adıyla yazmaya başlar. Gazete bir müddet sonra günlükten haftalığa geçince yazılarına yeniden ara verir. 1980’de “Yenidüzen” gazetesindedir. Köşesinin adı ”Kıbrıs Tarihinden Sayfalar”dır. O yazılarındaki imzası ise “Hüseyin Sencer”dir.  1980-81 yılları arasında yazdığı bu yazıları, yıllar sonra “Kıbrıs Tarihinden Sayfalar” adı ile kitaplaşır. * 1984’ün  sonları… Bu kez, orta  okuldan beri kadim dostu olan Ahmet C. Gazioğlu’nun çıkardığı aylık “Yeni Kıbrıs” ve “New Cyprus” dergilerinde görürüz  onu. Gazioğlu’nun  çok okunan dergilerinde önce  “Hüseyin Sencer” takma adıyla ve daha sonra da kendi öz adıyla yazmaya başlar. Kıbrıs’ın,  özellikle de Lefkoşa’nın çok kültürlü  geçmişini ayrıntılarıyla ve olayların gerisindeki çeşitli  etkenleriyle ele aldığı belgesel yazılardır bunlar. 1986 yılında “Bir Zamanlar Kıbrıs” adlı kitabında topluca yayımlanır bu yazılar da. Daha sonra haftalık “Demokrat” gazetesinde “Tarih İçinde Kıbrıs” başlıklı yeni bir yazı dizisine başlar. 31 Mayıs 1989’a dek süren bu dizinin toplam 95 yazısında, resmi tarihin kalıplarını kırarak son derece ilginç ve gerçekten yaşanmış Kıbrıs öykülerini okuyucularına  sunar. Bu dizide kullandığı imza “Tarihçi”dir.  O takma imzadan sonra ölümüne dek kaleme aldığı diğer yazılarını hep açık ismi ile imzaladı. 1989’da  İngilizce dilinde kaleme aldığı kitabı “A Glance At Historic Nicosia” (Tarihsel Lefkoşa’ya Bir Bakış) çıkar. Aynı yıl Lefkoşa Belediyesi Yayınları arasında çıkan “Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa” adlı kitap,  onun Lefkoşa’ya dair derin bilgisinin ve sevdasının en önemli belgesidir. Ölümüne yakın günlerde,  bir süre de KIBRIS gazetesinde yazar…


© Kıbrıs Gazetesi