menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyal Güvenlik Ponzi Değildir, Olamaz (I)

27 0
13.03.2026

Sosyal Güvenlik Ponzi Değildir, Olamaz (I)

Bir yapının Ponzi olarak nitelendirilebilmesi için yüksek getiri vaadiyle gönüllü katılımcı toplaması ve katılımcıların istedikleri anda çıkabilmesi gerekir. 5502 sayılı Kanun’la 2006’da kurulan SGK ise zorunlu katılıma dayalı, herhangi bir yüksek getiri vaadi olmadan sosyal güvenlik hizmeti sunan bir kamu kurumudur. Bu yazı dizisinin amacı, son zamanlarda ‘Ponzi’ olmakla suçlanan SGK’nın tarihsel gelişimini inceleyerek, onun bir Ponzi düzeneği olmadığını ve olamayacağını göstermektir.

Türkiye’de emekli aylıkları reel olarak tarihinin en düşük düzeylerine gerilemişken, bazı çevreler bu tabloyu ve sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesini savunmak amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bir “Ponzi” olduğu iddiasını ileri sürmektedir. Oysa bu iddia, kavramsal olarak yanlıştır. Bu söylemi dillendirenler, ya bilerek ya da bilmeyerek, Türkiye’de sosyal güvenliğin kamusal niteliğinin aşındırılmasına ve sistemin tasfiyesine zemin hazırlamaktadır. Dahası, bu iddianın sahipleri Ponzi düzeneğinin ne olduğu ve hangi koşullarda ortaya çıktığı konusunda temel bir kavrayıştan dahi yoksundur.

Cornell Law School, Legal Information Institute (LII 2022) Ponzi tanımının serbest özet çevirisi şöyle:

Ponzi düzeneği, yatırımcılara neredeyse hiç risk almadan gerçek dışı yüksek getiriler vaat eden bir dolandırıcılık türüdür. Bu düzenekte ilk yatırımcıların ve düzeneği kuranların ödemeleri, düzeneğe sonradan katılanların katkılarıyla yapılır. Ortada ise gelir getiren gerçek bir yatırım ya çok azdır ya da hiç yoktur. Düzenek yeni katılımcılarla beslendikçe önceki yatırımcılara vaat edilen getirilerin ödenebilmesi, ilk yatırımların kısa sürede katlanarak büyüdüğü yanılsamasını doğurur. Ancak katılımcıların büyük bölümü çıkmak istediğinde ya da yeni girişler durduğunda düzenek kaçınılmaz olarak çöker. Düzeneğin adı, 1920’lerde Boston’da binlerce kişiyi bu yöntemle dolandıran Charles Ponzi’den gelir.

Yukarıdaki tanımdan görüldüğü üzere, bir düzeneğin Ponzi olarak nitelendirilebilmesi için yalnızca (i) olağanüstü yüksek getirili ve neredeyse risksiz bir yatırım vaadi olması değil, (ii) katılımcılarının kendi istekleriyle düzeneğe girip istediklerinde çıkabilmeleri de gereklidir. Bu iki özellikten herhangi birini taşımayan bir yapı Ponzi olarak nitelendirilemez.

Bu yazı dizisinin amacı, günümüz Türkiye’sinde sosyal güvenlik politikalarını geliştirmek ve sosyal güvenlik hizmetlerini sunmakla yükümlü olan, 16 Mayıs 2006 tarihli ve 5502 sayılı Kanun’la kurulmuş SGK’nın tarihsel gelişimini irdelemek ve sistemin Ponzi olmadığını, olamayacağını göstermektir. Dizinin bu ilk yazısında önce sosyal güvenliğin neden bir hak olduğunu özetleyecek, ardından Türkiye sosyal güvenlik tarihinin 1945-1971 arasındaki kurumsallaşma dönemini inceleyeceğim.

Sosyal Güvenlik bir haktır

Nedenlerin ilki ve belki de en temel olanı, 1919’da kurulan ve Türkiye’nin 1932’de katıldığı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1944 tarihli Philadelphia Bildirgesi’dir. Türkiye ILO üyesi olduğundan, bu bildirgeyi otomatik olarak kabul etmiş sayılır. “Emek bir meta değildir” ilkesiyle yola çıkan bu bildirge, sosyal güvenlik hakkını ILO anayasasına ekleyerek bu hakkı II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin kurucu ilkelerinden biri yapmıştır.

Nedenlerin ikincisi, 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilip, 27 Mayıs 1949 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla Türkiye’de yürürlüğe giren İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 22. ve 25. maddeleridir. Bildirge’nin bu maddeleri sosyal güvenliği bir hak olarak tanımlar. Ancak bildirgelerin hukuki bağlayıcılığı bulunmadığından, bu ve yukarıdaki bildirgeler Türkiye için yalnızca ahlaki ve siyasal bağlayıcılık taşır.

Nedenlerin üçüncüsü ve hukuki olarak bağlayıcı olanı, BM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli toplantısında kabul edilip imza, onay ve katılıma açılan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 9. maddesidir:

Madde 9 ― Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin sosyal sigorta da dâhil olmak üzere sosyal güvenlik hakkını tanırlar.

3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme’yi Türkiye 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamış ve Sözleşme Türkiye’de 23 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Özetle, günümüz Türkiye’sinde sosyal güvenlik yasal bir hak ve bu hakkın gereklerini yerine getirmek de devletin bir görevidir (Alper 2022).

SGK öncesinde Sosyal Güvenlik Kurumları

16 Mayıs 2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun tek çatı altında topladığı kurumlar şunlardı:[1]

Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK): Özel sektörde ve kamu kesiminde iş sözleşmesiyle çalışan işçiler;

Emekli Sandığı: Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri;

Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur): Esnaf, sanatkâr, çiftçi ve kendi adına bağımsız çalışanlar.

Memurlar için emeklilik düzenlemeleri 19. yüzyılda Osmanlı döneminde başlamış olsa da (Akyüz 2011), Emekli Sandığı’nın kurulduğu 1949 yılından değil, SSK’nın öncülü İşçi Sigortaları Kurumu’nun kurulduğu 1945’den başlayacağım. Bugün sosyal güvenlik kurumu olarak nitelenen Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü’nün (İŞKUR) öncülü İş ve İşçi Bulma Kurumu ise 1946’da bir sosyal güvenlik kurumu olarak değil, iş........

© Katman Portal