Buralar hep benim(di)cilik…
Adam şatafatlı bir masaya yayılmış elinde bir sihirli çubuk varmış da daha ne yöne döneceğini hangi noktayı işaretleyeceği belli etmeden etrafındakiler pür dikkat ona bakıyorlar. Çubuğun ucu aşağı yönelse oldukları yerden diz kırma refleksiyle çömelmeye yukarı çevrilse bir balerin/ balet ruhuyla parmaklarının ucundan yükselmeye meyilliler. Dillerinin altında yeni bir ilahi saklar gibi teyakkuzda bekliyorlar. O yönünü gösterip son noktayı işaretlediğinde melekler korosu halinde şakıyacaklar. Adam sadece oyunbaz değil küstah ve deneyimli bir tüccar olduğu için gözünü sağa döndürse çevresindeki alık fakat iştahlı bakışların o tarafa bakacağını iyi biliyor. O yüzden çubuğu masaya koyup dinlendiriyor oyununu bilerek. Bir an duruyor. Her şey donuyor. Arkasından eline bir imza kalemi alıp kılıç talimi yaparcasına kağıt üzerinde imzalar atıyor. Hoyrat ve pervasız fakat pek şehvetli dudak kıvrımları şahsiyetsiz göz süzmelerinin arasında yumaklınıyor. Bu kez etrafındakilerin bilekleri, elleri, parmak kemikleri refleksle oynamaya başlıyor. Aslında bir bütün bir organizma onlar. Aynı anda işleyen bir canavar ağzı gibi dil ile diş dudak ile çene bir çalışıyor. Lezzetli bir etin kokusunu alır gibi yalanıyorlar saklıca.
Adam güncel ve şöhretli bir buralar hep benimci. Antropolojinin en eski parçalarından izler taşıyan yüz benekleri yabancı değil kimseye. Bunun için doğdu. Bunun için büyüdü. Çok kazandı. Çok aldı ve çok sattı sonra da kendisine bir seçilmiş kişi ilahiyatı kazandırarak halkının pardon paydaş ve ortaklarının, diştaş ve inançdaşlarının önüne koyuldu. Emlak yalvacı o. Göklerin katından şimşeklerin........
© Karar
