Yakup Kadri’nin hatıralarındaki Abdülhak Hâmit
Kiralık Konak”ta Hakkı Celis’i, “Ankara”da Neşet Sabit’i okurken hep Yakup Kadri’yi hatırlarım. Çünkü bu karakterler, Yakup Kadri’den izler taşır. Özellikle Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, birçok aydında olduğu gibi Karaosmanoğlu’nda da milli duyguların uyanmasına vesile olmuş. Bu nedenle eserlerine yer yer milliyetçi düşünceler yansımış hatta kozmopolit, Batı hayranı karakterleri eleştirmiştir. Aslında “Gençlik ve Edebiyat Hatıraları”nda (Bilgi Yay. 1969), 16-17 yaşlarında sosyalist, ardından ferdiyetçi olduğunu ve nihayet “millet ve memleket aşkının sırrı”na (s. 75) erdiğini, “yeryüzünde iyilik, doğruluk ve güzellik adına ne varsa ancak ana vatan topraklarında bulunabileceğin[e]” (s. 75) kanaat getirdiğini söylerken, fikrî macerasını da özetliyor. Ancak sadece savaş kaynaklı ‘milli şuur’un çok da temelli olmadığı kanaatindeyim. Çoğu aydındaki gibi ondaki ‘millî’ vasfın da neden oluştuğu, millilik derken nasıl bir ‘nüve’den bahsettiği ya da bahsettiği ‘nüve’nin ne kadar ‘millî’ olduğu müphem!.. “Ana vatan”a, yani ‘eve dönme’ düşüncesi doğru ama ‘ana vatan, ev’ derken ne kastediliyor? Bu kapalı!..
Aslında sadece Yakup Kadri’nin değil çoğu aydının, örneğin Balkan Savaşı’nın ya da Birinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebinin ne olduğunu, Osmanlı’nın/ Türk’ün neden hedefe konulduğunu sorgulaması lâzımdı. Dönemin kimi aydınlarının, örneğin Mehmet Âkif ve arkadaşlarının bunu kavradıklarını, ama Karaosmanoğlu’nun çoğu aydın gibi ikilemde kaldığını, sorunu sadece ‘geri kalmak’ bağlamında ele aldıklarını, Batı’nın dinsel ve mitsel kaynaklı ‘soylu-köle’ ayrımını ve kültürel hegemonyanın, sanatı, edebiyatı, rejimi, ekonomiyi de içine alacak şekilde bir tür tâbi........
