Eşitlik bir lütuf değil kazanılmış bir haktır
Dünya genelinde ve ülkemizde baharın müjdecisi sayılan mart ayı, biz kadınlar için çiçeklerin açmasından çok daha öte bir anlam taşıyor. Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde, sokaklardan meydanlara, ofislerden fabrikalara kadar yayılan o devasa enerji, aslında yüzyıllardır ilmek ilmek işlenen bir mücadelenin dışavurumu.
Ancak bugün gelinen noktada, 8 Mart’ı sadece "kutlanacak" bir gün değil, "anlaşılacak ve sürdürülecek" bir duruş olarak okumak gerekiyor.
MAĞDURİYET DEĞİL, FALİYET
Kadın hakları mücadelesini anlatırken sıkça düşülen bir tuzak var: Kadını sürekli "mağdur", "ezilen" ve "yardıma muhtaç" bir figür olarak resmetmek. Oysa kadın hareketinin tarihi, bu edilgen dili çoktan yıktı. Bugünün 8 Mart’ı, ne kadar zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın kendi hikayesinin öznesi olan kadınların sesidir. Ajitasyonun o karanlık koridorlarında vakit kaybetmek yerine, direnişin ve üretimin yarattığı o berrak ışığa bakmalıyız. Bizler, birer "kurban" değil, toplumsal dönüşümün en güçlü aktörleriyiz.
KAZANIMLAR VE SOKAKTAKİ SES
Son yıllarda Türkiye’deki kadın hareketi, belki de dünyanın en diri ve en kararlı sivil dinamiklerinden biri haline geldi.........
