Aynı Yaranın Kabuğuyuz
HAYATI filmleri aratmayacak cinstendi. Yetmişine basmıştı ama güle oynaya değil…
Çile üstüne çile, azap üstüne azap, kahır üstüne kahır… Bir çerçi esnafının elinde taşıdığı sandığının katmanlarından daha çoktu yaşamının üst üste binen zorlukları. İçi de yine onun bölümlerinden daha fazla.
Sonunda rıza göstermişti elbette olana bitene. Zira kendi elinde olan bir şey değildi.
EVİNDE ilk çocukluk yıllarını geçirip baba dediği zalim kişi meğerse dayısıymış. Küçük ve çelimsizliğine aldırış etmeden ne kadar zorlu iş varsa oraya sürüyordu. Bunları itirazsız yapması kâfi gelmiyordu. Baba rolündeki zalim dayı muhakkak bir eksik ve gedik bulup azarı basıyordu.
Çocuk suçluluk duygusu içinde yetersizliğini kabul ettiğinden cevap veremiyordu. Dayı için bu bile şiddete sebep oluyordu. Dayak yemediği bir gün bile yoktu.
Ana olarak bildiği kadın da kocasından geri kalmıyordu. Yaptırılan işleri göz ardı edip “Niye kirlisin, pasaklısın” diyerek bir deste ağır sözü ondan da duyuyordu. Ensesinden tutup yıkamak için leğene oturturken bile orasını burasını sıktığından vücudunda morarmalar oluyor hatta bunlar bazan yaraya bile dönüşüyordu.
ERGENLİĞE ayak basacağı zaman aile yakınları ortaya çıkmıştı.
Gönlünü çelmek için hediyelerle gelmiş ve kendilerince bazı şirinlikler yapmışlardı. Bu şoke olma durumu sebebiyle evden kaçıp saklanmak istemişse de bulup getirmişlerdi. Sahip çıkmak istediklerini dile getirerek almak istediklerinde yaşadığı ailenin kendi anne ve babası olmadığını, doğum sırasında vefat eden annesinin menfaatçi kardeşi olduğunu öğrenmişti.
Amcasının bugüne kadar ne sebeple ortaya çıkmadığı, arayıp sormadığı muammaydı. Durumu öğrendiğinde yaşadığı hüsranla başa çıkmaya çalışırken tarifsiz acıların........
