menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Firavunlar ve Firavunların Değişmez Siyaset Metotları

14 0
08.04.2026

Hakikat ile Algı Arasında: Musa ve Firavun Üzerinden Bir Model Okuması ve bu modelin güncellenmesi!

Sihirbazlar ile Resuller, tevhit ile sihrin güncelliği!

‘’hakikatin debdebeye, göz boyamaya, sahne, kostüm ve dekora da ihtiyacı yoktur’’

‘’ Hakikatin kalabalığa ihtiyacı yoktur. O gücünü hâk ve gerçeklikten alır.

Ancak hakikatin böylesi karakteristik duruşunun karşısında yalan ve sihir, Firavun ve firavun’i siyaset ise nicelik üzerinden konuşur ve arkasına aldığı yüzdelik dilim üzerinden meşruiyet! Kurmaya çalışır!

Bu; daha en başından beri ciddi bir eziklik psikolojisi, yetersizlik ve hakikati küçümseyerek kendisine bir alan yaratma soytarılığıdır.

İşte bu sebeple FRAVUN kalabalığa oynayarak sahneyi ve dekoru büyütür; algıyı yönlendirir zira hakikat karşısında başka seçeneği yoktur!

Hakikatin ise böylesi ucuz şaklabanlığa zerre kadar ihtiyacı yoktur!

Tarih boyunca hakikat ile sistem, Tevhid ile şirk, Resul ile Firavun arasındaki çatışmalar hep bu aynı kalıplar üzerinden tekrar etmiştir. Bu çatışma, sadece bir inanç meselesi değil; aynı zamanda siyaset, psikoloji ve medya ekseninde yürüyen çok katmanlı bir mücadeledir.

Ta-Ha suresinde Musa ile Firavun arasında geçen diyalog, bu mücadelenin en net ve en çıplak örneklerinden biridir.

Rahman tarafından önce sağlam ve sarsılmaz bir teşhis konur: “O azdı ve sınırı aştı.”

Sorun nettir. Adres bellidir. Kaçış yoktur. Allah, hedefi cüppeli ve abdest gibi, takke ve sarık gibi absürt şeyler üzerinden kurmaz! Mevzu son derece büyük ve ciddidir ve dolayısıyla sirk, şirk ve saray soytarılarıyla harcanacak tek saniye bile yoktur!

Ancak dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur: Teşhis ile tebliğ aynı şey değildir. Teşhisi koyan Allah’tır ve onun sınırlarını da yine kendisi belirler. Bu bağlamda teşhis sert olabilir, ama tebliğ ölçülüdür zira tebliğ insanın icra sahasıdır bu sebeple insana vasat olan tavsiye edilir.

Hakikat doğrudan söylenir; fakat burada kullanılacak form suçlama, aşağılama ve hakaret diliyle olamaz ve olmamalıdır, uyarısı pekiştirilir. Çünkü amaç haklı çıkmak değil, hakkı ortaya koymak ve hakkı etkili kılmak, alanını ve nüfuzunu dinamik tutmaktır.

Musa’ya ve Müslümanlara verilen yöntem açıktır: Yumuşak söz.

Ancak bu dil bir taviz değildir, sağlam ve sarsılmaz bir stratejidir. Sahaya çıkmadan evvel bir taktik ve stratejisi olmayanların hedefe ulaşması son derece zordur.

Rahmani Taktik ve stratejinin yol haritası: Hakikat, kırarak değil; açarak, yıkarak değil yaparak ilerler.

Ancak hakikat sahaya indiği anda karşısına da farklı bir sistem ve kendine özgür strateji ve taktik çıkacaktır. Bilindik, tanıdık, güncel ve kıyametin sonuna kadar uygulanacak bir sistem!

Bu sistem üç ayak üzerinde durur:

Firavun’un ilk hamlesi, hakikati doğrudan reddetmek değildir. Zaten hakikat reddedilir değildir ve dolayısıyla arkasından dönülmeli ve onu farklı bir sahaya çekmelidir. Taktiğe karşı taktik, dine karşın din!

Firavun; Hakikati direk reddetmenin ve ya kabul etmenin çok erken ve açık bir çatışmaya girmek anlamına geleceğini çok iyi bilmektedir. Bu da erken bir kayıptır. Bunun yerine üçüncü bir yol üretir:

Hakikati “sihir” olarak etiketler.

Hakikat ile yalanın arasında ki devasa farkın son derece farkında olan Firavun ‘’ sihir’’ tanımıyla hakikati kendi seviyesine indirgeyerek taktik ve strateji koyar ortaya. Aksi halde mücadelenin kazanılmasının imkânsızlığı daha başından bellidir.

Bu, son derece bilinçli bir indirgemedir. Ayeti sihir seviyesine çekerek denklik kurar. Böylece hakikat artık tartışılmaz bir gerçek olmaktan çıkar, yarışılabilir bir gösteriye dönüşür.

Güncelleyelim mi? Siz bayrağı indirmek, ezanı susturmak, baş örtülü bacımın başını açmak, minareleri ahıra döndürmek..! Diyerek sizi artık konuşulabilir bir muhatap olmanın dışına time alçaklığı!

Şeytanlığı görüyor musunuz?

Bu indirgeme ve bu dönüşüm, mücadelenin zeminini tamamen değiştirir. Bununla yetinmez ikinci kartı devreye sokar!

Ardından sahne kurulur.

Kalabalık maksimumdur.

Zaman: kuşluk vakti = görünürlük en yüksek noktada.

Artık bu bir tartışma değil; organize bir algı operasyonudur. Şartlar asla eşit değildir!

Firavun burada yalnız değildir. Planını yapar ve mahiyetini, sihirbazlarını toplar, stratejisini kurar ve öyle gelir. Çünkü batıl, hakikate plansız çıkamaz.

Sonrasında propaganda başlar:

“Bunlar iki sihirbazdır.”

Bunlar Fötücü, PKK, Daeş, Başörtüsü düşmanı, Ezanı susturmak isteyenler, Bayrağı indirecek olanlar, camileri ahıra çevirecek kitle, başımızı açıp başörtülerimizi yırtacak kesim…

Strateji daha radikal bir hal alır ve toplanan kesimi blok olarak arkasına almak isteyen Firavun, ötekileştirme ve kamplara bölme taktiğini devreye sokarak;

“Size tehdit oluşturuyorlar.”

“Sizi toprağınızdan çıkaracaklar.”

“Sizin en iyi yolunuzu şuan elinizde bulunan imkanları yok edecekler.”

Güncel karşılığı: Sizin yaşam tarzınıza müdahale edecek ve başınızı açacaklar, her tarafı meyhaneye dönüştürecekler, camileri kapatacak ve kamu kurumlarında başörtüsünü yasaklayacaklar…

Burada dört temel teknik kullanılır:

1. Etiketleme: Şayet mesaj (ayetler ve hakikat) tartışılamıyorsa, mesaj sahibi ve mesajın kendisi hedef alınır. Karşının argümanları son derece ağırdır ve dolayısıyla eşit şartlar altında başarı asla mümkün değildir!

2. Kendi kitlesine korku üretimi: Firavun Hakikati, tehdit gibi sunar!

3. Kimlik savunması: Hakikat, yaşam tarzına saldırı gibi gösterilir.

4. Kitle hizalama - konsolidasyon: “Siz” diliyle ortak korku inşa edilir. Ben değil siz kaybedersiniz! Gelin bana destek olun!

Bu taktik ile hakikati ortadan kaldırarak hakikat taraftarlarını yurdundan çıkarıp mevcut sömürü sistemine ve yapay din ile uyuşturma ameliyesine kaldığı yerden devam etme stratejisi devrededir.

Elbette ki bu noktada en kritik gerçek ortaya çıkar:

Hakikate karşı en güçlü silah, korkudur. Çünkü korku, düşünmeyi durdurur. Ve kapalı zihin, hakikati almaz.

Ancak Musa’nın duruşu burada belirleyicidir. O sahneden kaçmaz. Oyunu reddetmez. Ama oyunun parçası da olmaz. Elinde ki güç ve değerin farkında olması dolayısıyla teklifi kabul eder zira asıl gücün ve hakikatin kendi elinde olduğunun güveni vardır ortada.

Hakikat kendisini çıplak şekilde ve korkusuzca ortaya koyar ama sahneleşmez. Onun kendisine özgü bir vakuru vardır.

Bu, en kritik dengedir.

Hakikat, küstahlık ve kibir yerine elbette tevazu dolu bir seviyede konumlandırır kendisini ama değerinden düşmez.

Muhataba ulaşır; ama muhatabın seviyesini kontrol ederken onun seviyesine de düşmeyerek ona da asla benzemez.

Sonuç olarak bu kıssa bize şunu öğretir:

Hakikat tek başına gelir. O bir aydınlıktır. Büyük iddiaları vardır ve bu değerler silsilesi basit müdahaleler ile ışığından herhangi bir kayıp yaşamaz. Zira o yalan ile zerre kadar ilişkili değildir.

Batıl ise organizasyonla gelir. Yalandır, sihirdir, toplumu aldatarak algı yönetir ve dolayısıyla temelden yoksun ve çürüktür.

Hakikat sade ve nettir.

Batıl ise karmaşık ve kurgusaldır.

Hakikat sahne istemez.

Sahneye çıkan genelde hakikatten kaçandır ve elinde ki iddia ve argümanların tamamen yalan ve aldatma içerikli olması dolayısıyla süslemeye, sahneye, kostüm ve yapay ışıklara gereksinim duyar.

Bu yüzden mesele sadece ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir.

Ve daha da önemlisi: hangi zeminde söylediğindir.

Çünkü hakikat, doğru zeminde konuşulmadığında, kolayca bir gösterinin parçası haline getirilebilir.

Dolayısıyla Hakikat, çekiç değildir zorbalıkla, yıkım ve söküm ile ilişki kurmaz. Hakikat bir Anahtardır ve doğru kapıyı, doğru şekilde açar.

Hakikatin mağlup edilmesinin mümkünsüzlüğü dolayısıyla şuurlu bir iman ve teslimiyet kapatır tüm sahneyi ve artık yapay tüm ışıklar sönmüştür!!

Musa ve Allah’ın ayetleri ve yani hakikat bütün karanlığın üzerine çökmüş;

‘’ Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar ve 'Harun ile Musa'nın Rabbine iman ettik' dediler.

Taktik ve strateji tekrar devreye girer zira Firavun elinde ki gücü, imtiyazı ve şiir gibi yaşamı elinden bırakmak istemez.

Bir kez daha korku ve tehdit dili devrededir!

Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Şüphesiz o sizin büyüğünüzdür, o’dur size sihri öğreten. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma ağaçlarının gövdelerinde asacağım. Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu bileceksiniz.”

Gördünüz mü egemen sistem ve soytarılarını?

Hemen Ötekileştirme, aşağılama, küçümseme ve kamplaştırma dili daha bir belirgin şekilde bir kez daha devreye sokulur!

Hepiniz aynısınız! " demek siz hepiniz aynı ekipten! Feto, PKK, daes..

Nüfuz etmek ile tahakküm bambaşka şeylerdir. Biri öze dokunuş iken, diğeri egonun ve hedonizmin dürtüsüdür ve kendisini hep kamplaştırma, aşağılama, küçümseme, zorbalık ve tehdit üzerinden egemen kılar.

Bütün despotlar tahakküm kurarlar..

Firavun ve yani imaj, manipüle eder.

Şaşa ve debdebeye zerre kadar gereksinim duymaz ve olanı olduğu gibi gösterir

İmaj: seçer, süsler, korkar ve saklar.

Hakikat şeffaftır; imaj kurgudur.” Hakikat yalın ve çıplak, imaj süs, kostüm, dekor ve sahnedir.

Allah ve kitabı mutlak hakikat;

Firavun imaj; yalan, debdebe, sahne, dekor ve sihirdir!

Allah hakikat inşa eder, imaj değil!

“Algı, hakikat olmasa da insanı etkiler.” Bu sebeple hakikat tanımımızı yeniden gözden geçirelim


© İstiklal