menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimdeki Enkaz: Kayıp Nesiller, Silinmiş Öğretmenler ve Dedikodu Akademisi

25 0
18.04.2026

Biz çok çocuklu ailelerin hengâmesinde büyüdük. Bugünkü gibi her çocuğun duygusuna ayrı ayrı eğilinen, her davranışın psikolojik açıklamasının yapıldığı evler değildi bizimkiler. Aile sevgisi vardı belki ama bugünün diliyle sürekli tarif edilen, görünür kılınan bir sevgi değildi bu. Buna rağmen bizi ayakta tutan başka sütunlar vardı: mahalle, sokak, oyun ve öğretmen.

Mahalle sadece evlerin yan yana dizildiği bir yer değildi; çocuk için hayatın provasıydı. Sokakta oynamak, paylaşmayı öğrenmekti. Kavga etmek kadar barışmayı da öğrenmekti. Beklemekti, kaybetmekti, utanmaktı, empati kurmaktı. Çocuk yalnız evde değil, çevresinde de büyürdü.

Bir de öğretmen vardı. Hem sever, hem çekinirdik. Bu çekinme, bugünün hoyrat korkusu değildi; bir sınır bilgisi, bir terbiye duygusuydu. Hiçbir veli, “Çocuğuma neden bağırdın?” diye okulu basmazdı. Biz de öğretmen kızdı diye eve gidip ailesine şikâyet eden çocuklar değildik. Çünkü öğretmen, aileyle kavga eden değil, onunla aynı ahlaki zeminde duran bir figürdü.

Mahalle Gitti, Ekran Geldi

Bugünün çocuğu, sokağın ritmiyle değil ekranın hızıyla büyüyor. Sürekli uyarılan, anlık hazza alışan, yüksek dopaminli dijital akışın içinde savrulan bir zihin yapısıyla okula geliyor. Sonra o çocuğu sınıfa koyuyoruz ve hâlâ büyük ölçüde eski usul bir düzenle karşılıyoruz: otur, sus, dinle, bekle.

Öğretmen merkezli, öğrenciyi pasif dinleyiciye indirgeyen sistem devam ettikçe; zaten içe kapanmaya yatkın, dikkat dağınıklığı yaşayan, gerçek ilişkilerde zorlanan çocuklar okuldan da kopuyor. Sonra soruyoruz: Bu çocuklar neden öfkeli? Neden bu kadar tahammülsüz? Neden şiddet, en kolay dile dönüşüyor?

Çünkü çocukların elinden gerçek temas alındı. Sokak gitti, mahalle gitti, sabır gitti. Geriye ekran kaldı.

Öğretmen Figürü Neden Silindi?

Daha vahimi şu: Sadece çocuk değişmedi, yetişkin de değişti. Öğretmenin sözü zayıfladı çünkü toplum öğretmenin itibarını aşındırdı. Çocuk artık öğretmeni sadece ders anlatan biri gibi görüyor. Bazı veliler ise onu, gerektiğinde azarlanabilecek, gerektiğinde itibarsızlaştırılabilecek sıradan bir memur gibi konumluyor.

Oysa öğretmen, sadece müfredat aktaran kişi değildir. Öğretmen, çocuğu kamusal hayata hazırlayan figürdür. Sınırı, ölçüyü, ciddiyeti, emeği temsil eder. Öğretmeni küçümseyen çocuk, aslında ortak hayatı küçümsemeyi öğrenir.

Geçen hafta oğlumun öğretmenine saygısızlık yaptığını öğrendiğimde çok öfkelendim. Çünkü benim dünyamda öğretmene saygısızlık, küçük bir yaramazlık değildir. Bu,........

© İstiklal