Kim Gerçek?
Bu soru aslında bir yüz aramaz. Bir duruş arar.
Bugün herkes bir şey olabilir. Güçlü görünebilir. Zengin görünebilir. Haklı görünebilir. Ama görünmekle olmak arasındaki fark, çoğu zaman en sessiz yerde ortaya çıkar: İnsan kendiyle baş başa kaldığında.
Değerlerini koruyan mı?
Yoksa şartlara göre onları değiştiren mi?
Hayat bir pazar yeri gibi artık. Her şeyin bir bedeli var. Zamanın, emeğin, fikirlerin… Peki ya ilkelerin? Onların da bir fiyat etiketi olabilir mi? İşte asıl ayrım burada başlıyor.
Bazıları değerlerini sabit tutar. Rüzgâr hangi yönden eserse essin, yön değiştirmez. Kolay olanı seçmez. Kazancı garanti olan yola sapmaz. Bazen kaybeder gibi görünür. Bazen yalnız kalır. Ama içindeki pusula bozulmaz.
Bazıları ise koşullara göre şekil alır. Güce göre taraf belirler. Menfaate göre fikir değiştirir. Duruşu sabit değildir; bulunduğu zemine göre eğilir. Hızlı kazanır. Çabuk yükselir. Alkış alır. Ama her yükseliş, bir ödünle gelir.
Gerçek olmak zor bir tercihtir. Çünkü gerçek olmak, bazen kaybetmeyi göze almaktır.
Gerçek olmak, kalabalığa karşı tek başına kalabilmektir.
Gerçek olmak, kimse görmezken de aynı kalabilmektir.
Değerlerini satan biri güçlü olabilir. Ama sağlam değildir. Çünkü dışarıdan gelen her teklif, onu biraz daha değiştirir. Her taviz, bir sonraki tavizi kolaylaştırır. Bir süre sonra geriye kalan şey başarı değil, sadece uyum sağlama refleksi olur.
Değerlerini koruyan biri ise yavaş ilerler. Ama ilerlediği zemin kendinindir. İnşa ettiği şey başkasının gölgesine bağlı değildir. O yüzden yıkılması zordur.
Gerçek olan; kazanan değil, değişmeyendir.
Gerçek olan; alkışlanan değil, tutarlı olandır.
Gerçek olan; çıkarına göre konuşan değil, konuşurken bedelini göze alandır.
Bu yüzden soru hâlâ aynı:
Yüksek sesle konuşan mı?
Yoksa sessizce aynı kalan mı?
Zaman herkesin maskesini düşürür.
Ama duruşu olanın maskeye ihtiyacı yoktur.
