Askeri Denklemden Anayasal Pazarlığa: Suriye’de Güç Dengesi ve Türkiye’nin Yönü
Coğrafya, üzerinde yaşayan halkların kaderini çizmekle kalmaz, zamana yenilmeyen meselelerin şekil değiştirmesine de tanıklık eder. Bugün Suriye’nin kuzeyinde yaşananlar, silahların sustuğu yerde hakikatin perdesinin kapandığını sananları derin bir yanılgıya düşürecek kadar karmaşık ve köklü bir dönüşümün eşiğindedir. Sahada batan her güneşle birlikte askeri bir çatışma safhasının kapandığı doğru olsa da, asıl stratejik mücadele masanın soğuk yüzeyinde ve toplumsal alt akıntılarda yeni başlamaktadır. Silahlı yapıların tasfiyesi ve otorite alanlarının lağvedilmesi, Doğu Akdeniz’den Basra’ya uzanan bu hırpalanmış coğrafyada meselelerin bittiğini değil, bilakis nitelik değiştirerek anayasal haklar, kültürel temsil ve idari güvenceler eksenine kaydığını göstermektedir. Sahadan süzülen veriler ile tarihsel birikimin kesiştiği nokta, yeni Şam yönetiminin meşruiyet sınavı ile Ankara’nın sınır ötesi nüfuz hesaplarının sert bir stratejik sınava dönüştüğünü açıkça ilan etmektedir.
Geçiş hükümetinin merkeziyetçi refleksleri ile sahadaki toplumsal dinamikler arasındaki makas, bugün entegrasyon adı verilen sürecin öyle tek düze bir rıza üretmediğini gözler önüne seriyor. Bölge insanının tutumu, koşulsuz bir kabul ile keskin bir reddediş arasında sıkışıp kalmaktan ziyade, anayasal güvencelerin ve yerel dinamiklerin ne ölçüde korunacağına endeksli bir “şartlı rıza” hattında........
