ORTA DOĞU’DA ÇOCUK OLMAK
Savaş coğrafyasında kan sıçramış bir sürü kırık oyuncak
Orta Doğu çok sayıda etnik ve dini grubun bir arada yaşadığı nüfusun çoğunluğunu Arapların oluşturduğu jeopolitik bir bölge olarak tanımlanır. temel halklar arasında Araplar Türkler Farisiler Kürtler Yahudiler Ermeniler Azerbaycan türkleri Süryaniler Lurlar ve Beluciler yer almaktadır. Bölge genelinde İslamiyet (sünni – şii ) hakimdir ve Hristiyanlık ve Yahudilik gibi diğer inanç grupları da mevcuttur. Bölgede kültürel yapı, Orta Doğu nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Arap, Fars ve Türk kültürü ağırlıklıdır.
Semalarından ve meydanlarından tarihi boyunca savaşın eksik olmadığı orta doğu halklarında çocuk olmak acının, ölümün nefretin ve gözyaşının tam ortasına doğmaktır. Kanlı haritanın herhangi bir yerinde çocuk olmayı tarif etmek tek bir cümle ya da paragrafla anlatılamayacak kadar ağır, çok katmanlı, acı ve yıkıcı bir gerçekliktir. Eğer Orta Doğu’da çocuksan sadece çocuk değilsin : şiisin sünnisin Kürtsün Ezidisin Arapsın müslümansın. Öldürülmen için bunlar yeterlidir.
Dünyanın başka ülkelerinde çocukluk hala oyun, aile sıcaklığı, güven ve mutluluk, geleceğe dair umutlar ve hayaller gibi kavramlar altında birleşirken Ortadoğu’ya gelindiğinde savaşın, yoksulluğun, açlığın, belirsizliğin ve ölümün gölgesinde vaktinden önce erkenden büyümektir. Coğrafyanın acı gerçekliğinde, siyonist ve emperyalist katil devletler eliyle çocuklar henüz büyümeden öldürülüyorlar.
Özellikle Gazze Şeridi, Suriye, Yemen ve en son örnekte dünyanın gözleri önünde gerçekleşen İran Miyab kız ilkokulu katliamı ne yazık ki savaşın bu bölgelerde çocuk olmanın; hayatta kalma mücadelesi vermek anlamına geldiğinin çok acı bir göstergesidir. 28 şubat 2026 günü İran’daki Minab Kız ilkokuluna abd ve İsrail tarafından yapılan peş peşe üç saldırıda 168’i kız çocuğu 175 kişi hayatını kaybetti. Devam eden savaşta sivil kayıplar açısından en ölümcül saldırı buydu. Akabinde aynı gün Tahran’da yine bir çocuk hastanesine hava saldırısı yapıldı. Kuvözdeki bebekler öldürüldü.
Orta Doğu’da bomba sesleriyle uyanıp ağıt sesleriyle büyüyen okula gitmesi gerekirken göç yollarına mecbur olan oyuncak yerine ailesinin kanlı eşyalarına sarılan çocuklardan bahsediyoruz! Bir çocuğun en temel hakkı olan güven eğitim sağlık aile barınma ve beslenme gibi hakları savaş ve saldırılarla ellerinden alınıyor. süreçte acı çekmek kolektif bir bilinci uyandırırken aslında bir direniş ve o küçücük bünyelerde kan ve gözyaşına bağışıklık kazandırmış gibi görünüyor. Çünkü orta doğulu çocukların başka şansı yoktur ve bu coğrafyada çok güçlü bir direnç vardır. Çocuklar enkazların arasında oyun kurabiliyor, yoklukta paylaşmayı öğreniyor, küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkartabiliyor ve aslında böyle olmaya mecbur bırakılıyorlar. Gazze’de beş altı yaşlarında öksüz ve yetim bir kız çocuğu günlerdir açlıkla ve sefaletle verdiği yaşam mücadelesi ile elinde boş bir kapla yemek sırasında beklerken gazetecilerin objektifine kendini acındırmak ve ağlamak yerine gülümseyerek poz veriyor ve bu dünyaya çizilebilecek “en güçlü insan” imajını........
