Yapısal Körlük
İslam dünyası toplumlarında, aklın kötürümleştirilmesi, alçaltıcı bir edilgenliğe, alçaltıcı bir teslimiyetçiliğe neden olduğu gibi, İslamın varoluşsal dinamizminin/haraketliliğinin de kaybına neden oldu. Romantik edilgenlikler nedeniyle Müslüman halklar, tarihe kayıtsız kalarak yaşamayı bir geleneğe dönüştürdüler. Günümüz İslam toplumları patolojik maneviyatçılıklarla, ruhsuz rasyonalizmler/ruhsuz pragmatizmler arasında bir mevcudiyet sergilemeye çalışıyor. İslami düşünce hayatı, zamanı durduran statik din algısını sorgulayarak, zamanı harekete geçiren dinamik din algısını hayata/tarihe geçiremiyor. Bir yanda geçmişin hurafelerine, bir diğer yanda modernitenin hurafelerine hapsedilen toplumlar/kültürler, entelektüel özgürlükten yoksun bulundukları gibi, entelektüel üretkenlikten de yoksunlar.
İslam dünyası toplumlarında, aklın kötürümleştirilmesiyle birlikte, toplumlarımız/kültürlerimiz, yapısal hareketsizliği içselleştirdiler. Toplumlarımıza hakim olan, kendilerini mutlak değer yerine koyan, yerli-milli tiranların mutlak iktidarları, sözünü ettiğimiz yapısal hareketsizliği tahkim etmek suretiyle, saltanatlarını güvence altına aldılar. Müslüman halklar, sürekli olarak yenilenen bir dünyada geçmişe sıkışıp kalmak suretiyle, etkisiz varlıklarını sürdürüyor. Geçmişe sıkışıp kalan zihin dünyası, varoluşsal dinamizmin/üretkenliğin/yenilenmenin/yeniden yapılanmanın kaynağı olan içtihad'a yabancılaştığı için, özgür iradeyi imkansız kılan safsataları "din" haline getirdi. Müslüman halklar/toplumlar/kültürler, konformist/teslimiyetçi/mistik kültür tarafından engellenmemiş olsalardı, sistematik bir biçimde maruz kaldığımız emperyalist/sömürgeci saldırılara/müdahalelere cevap verebilecek bir bilince/öfke'ye/iradeye sahip olabileceklerdi. Bu nedenledir ki bugün, Müslüman halkları temsil eden ulus-devletler, İran, Amerika/İsrail savaşı sırasında, İran'la dayanışma içerisinde bulunmaları gerekirken, Amerikan emperyalizmiyle, Siyonist emperyalizmle dayanışma yolumu sergiliyor. Aklı işlevsiz kılan bir inancın/düşüncenin/kültürün, dünyada/tarihte etkili/belirleyici olamayacağını görmek/anlamak gerekir. Akli düşünceyi tahfif eden bir geleneğin, entelektüel-akademik anlamda bir varlık ortaya koyması beklenemez. Epistemik yoksullukla yoksunlukla malul bulunan İslam toplumlarının sömürgeci epistemoloji tarafından ele geçirilmesi utanç verici bir hikayenin konusudur. Sömürgeci epistemoloji, İslamı itibarsızlaştırdığı, etkisiz kıldığı, bireysel/yerli/milli dindarlığa indirgediği için, İslami düşünce/kültür/ilahiyat hayatı, sömürgeci-ırkçı epistemoloji ile hesaplaşmak yerine, soyut bir düzlemde İslamın faziletlerini anlatmaya devam ediyor, somut düzlemde İslamın karşı karşıya bulunduğu çok ağır tehditleri konuşmaya cesaret edemiyor, bir şekilde gevezelik etmeye devam edebiliyor. Dini hayatı, dini düşünceyi aklın otoritesinin değil, naklin otoritesinin belirlediği günden bu yana, İslamın siyasal/kültürel/entelektüel/akademik bir işlevi bulunmuyor. Toplumlarımızda yaşanmakta olan kaderci bir gelenek, yapısal/varoluşsal/tarihsel sorunlarla yüzleşme, bu sorunları aşma iradesini imkansız kılıyor.
İslam dünyası toplumlarında, evrensel İslami bilincin ve aklın bastırılmasından sonra, yerli-milli-mezhepçi fanatizmler meşruiyet kazandı. Bugün, Müslümanlar olarak, gerçek dünyada değil, hamaset ve konformizm dünyasında, Lale Devrinde yaşıyor gibi, yaşamaya devam edebiliyoruz. Lale Devrinde yaşıyor gibi, yaşamaya devam ettiğimiz için, karşı karşıya bulunduğumuz çok incitici, çok yaralayıcı, çok aşağılayıcı, çok rencide edici bütün emperyalist/Siyonist dayatmaları/saldırıları/kötülükleri sorunsallaştırma ihtiyacı duymuyoruz. İslam toplumlarında mistik gelenekler/yaklaşımlar/çözümlemeler, mistik düşünce-zihniyet, içeride İslami bilgiyi geçersiz kılarken, gereksiz kılarken, dışarıdan dayatılan seküler bilgi, epistemik ırkçılık da aynı şekilde, İslami bilgi'yi işlevsiz hale getiriyor. Mistik geleneklerin zihinsel tahribatı ile, epistemik ırkçılığın neden olduğu zihinsel tahribat aynı noktada buluşuyor.
İran, İslam Devrimiyle birlikte, ontolojik ve epistemolojik özgürlüğü/bağımsızlığı seçtiği için kırkbeş yıldan bu yana yoğun bir şekilde, sistematik bir şekilde Haçlı emperyalizminin, Siyonist emperyalizminin çok yönlü saldırılarına mariz kalıyor. İslami inançların, dünya görüşünün, hayat ve siyaset tarzının, sınırlarının ve içeriğinin, epistemik ırkçılık tarafından belirleniyor oluşu, İslami anlamda bağımsız bir varoluş/düşünüş/yaşayış tarzına hayat hakkı tanımıyor.
Günümüzde, emperyalist vesayet ve meşruiyeti kabul ederek, kaybettiğimiz İslami onuru, İran/Filistin/Lübnan direniş mücadeleleri/kadroları bizlere yeniden kazandırıyor. Emperyalist vesayet ve meşruiyete ihtiyaç duyan, yerli-milli rejimlerin İslamı temsil iddialarının, İslami anlamda tartışmaya açılması, bir gündem konusu haline getirilmesi gerekir. Toplumlarımızda ötedenberi yaşanılagelen,........
