menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Münafıklık Kol Geziyor ve Normalleşiyor

50 0
20.07.2026

İslam dünyası toplumlarında, halklar, propaganda/manipülasyon ve hamaset nesnesi haline getirildikleri için, kendilerine ait düşünce/yorum ve tavır geliştiremiyor. Kendilerine ait düşünce/ yorum ve tavra sahip olmayan Müslüman halklar, bu yoksunluklar nedeniyle, içerisinde yaşamakta bulundukları tarihsel gerçekliği çözümleme, bu gerçeklikle hesaplaşma iradesine sahip değiller. Bu nedenledir ki, içerisinde bulunduğumuz tarihsel gerçekliği yorumlayamayan/çözümleyemeyen, bu gerçeklikle hesaplaşmayı düşünmeyen toplum, Türkiye örneğinde de somut olarak yaşanageldiği üzere, Haçlı emperyalizmiyle olan bağımlılık/vesayet ilişkisini sorunsallaştıramayor, sorunsallaştırmayı düşünmüyor, bu ilişkileri içselleştirmeye, bu ilişkileri sıradanlaştırmaya çalışıyor.

Bir yanda kendisini İslama nisbet eden bir toplumun bir diğer yanda, Haçlı emperyalizmiyle ilişkileri içselleştirmesi ilgili toplumun ahlaki/entelektüel/politik hiçlikle malul olduğunu gösterir. Sözünü ettiğimiz içselleştirmeler ve hiçlik sebebiyle, kendilerini İslama nisbet eden ülkeler, biçimsel mevcudiyetlerini sürdürebilmek için, dehşet verici istismarları bir geleneğe dönüştürüyor, hem İslamı, hem Filistin'i-Gazze'yi, hem de Kudüs'ü istismar politikalarını, hiç bir mahcubiyet duymadan sürdürüyor. Günümüzde, yapısal/zihinsel kötürümleşme içerisinde bulunan İslam toplumları, bu kötürümleşme sebebiyle, sömürgeleştirilmeye elverişli politik akımlar/cemaatler/yapılar üretiyor. Bu kötürümleşme sebebiyle, halklar gerçeğe/hakikate uyanmasınlar diye, iktidarlar, tanınmış/etkili dini meczupları, bir psikiyatri kliniğinde tedavi edilmeleri gereken meczupları açıkça himaye edebiliyor. Müslüman halkların yapısal bir kötürümleşme içerisinde bulunuyor olmaları, iktidar sahiplerinin çıkar ve ayrıcalıklarını, keyfiliklerini diledikleri şekilde sürdürmelerini kolaylaştırıyor. Bu tür toplumlarda iktidar ve saltanat sahipleri, İslama yabancılaşmayı, büyük ilkesizlikleri büyük savrulmaları göze alarak, politik popülizmleri ölçüsüz bir biçimde yücelterek, İslami/insani/ahlaki niteliklere-kültüre ve terbiyeye ihanet ediyor. Bütün bunlar olurken, toplumsal-eleştirel tanıklıklar yapmaları gereken düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat hayatı, medya dünyası, sosyo-kültürel çöküşü, ahlaki iflas tablosunu görmezden gelebiliyor. Ahlaki iflasın, hakikatin iflası anlamına geldiğini bilmek/öğrenmek istemiyor.

İslam dünyası toplumları, yüzyıllardır karşı karşıya bulunageldikleri varoluşsal meselelerle ilgili, bu meselelerle yüzleşebilecek, bu meseleleri aşmalarını sağlayabilecek, bağımsız-özgün bir bilgi/yorum/eleştiri sistemi üretemiyor, sömürgeci-ırkçı bilgi ve yoruma maruz kalmaya devam ediyor. Yapısal edilgenliklerin/teslimiyetçiliklerin nedenlerini anlamaya yardımcı olabilecek, bağımsız-eleştirel bilgi'yi, bağımsız/eleştirel bir paradigma sistemini üretemeyen toplumlarımız, yerli milli popülizmlerle, yerli-milli folklorle, milliyetçilik ve mukaddesatçılıklarla, bütün bunlardan oluşan duygusal bir kültürle oyalanıyor. Popülist propoganda yoğunlukları/gösterileri/ entelektüel kültürel ilgi ve çabaya, üretkenliğe geçit vermiyor. Aydınlanmacı seküler dünya görüşü ile, yerli-milli-muhafazakar-dindar dünya görüşü arasındaki birbirlerini dışlayan/etiketleyen ve yok sayan iktidar rekabetleri, Türkiyede, evrensel bir İslami tasavvur ve tahayyül üzerinde çalışmayı imkansız hale getiriyor.

Günümüzde, oportünist muhafazakarlık, oportünist dindarlik ve oportünist siyaset, tarihte benzeri görülmeyecek ölçüde somutlaşan, insanlık/islam ve medeniyet düşmanı Haçlı emperyalizminin ilgi ve teveccühüne mazhar olabilmek için, İslami onurundan feragat edecek şekilde, ahlaki-entelektüel bir sefalet sergileyerek, sömürgeleştirme süreçlerine katkıda bulunabiliyor. Bütün bunlar yaşanırken, oportünist muhafazakarlık/dindarlık ve siyaset, İslami düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat hayatı, bağımsız/özgün İslami bilgi/yorum/yöntem/paradigma sistemi üretme mücadelesi veren, bu doğrultuda çok ağır bedeller ödeyen, ödemeye devam eden İran'ı ve bu doğrultuda yürüttüğü mücadeleyi takdir etmeleri gerekirken, bu mücadeleyi tahkir eden bir tavır'la, İslami İran’ı dar mezhep karşıtlığı/rekabetinin sınırları içerisine hapsetmeye çalışıyor.

İdeolojik mülahazalar, çıkar ve ayrıcalık mülahazaları, güç-iktidar ve intikam mülahazaları, ortak bilinç/hassasiyet kaybı, taşralı/köylü önyargılar/bencillikler/karşıtlıklar, toplumlarımızda siyasal kültüre, siyasal anlayışa hayat hakkı tanımıyor. Bu nedenle, Türkiye örneğinde de somut olarak görülebileceği üzere, toplum, bir dönem, seküler-otoriter-bürokratik vesayet rejimine hapsedilirken, bir başka dönemde de, bugün, yaşandığı üzere, hiç bir entelektüel misyonu/vizyonu/içeriği........

© İslami Analiz