menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Varlığın Fakirliği, Yokluğun Asaleti: Nezaketin Hicreti

3 0
12.04.2026

Eskiden, kerpiç duvarların arkasında saklanan o mahcup "yokluk", bugün camdan kulelerin içinde bağıran "varlık"tan çok daha zengindi.

Bir zamanlar sofrada ekmeğin kırıntısına gösterilen hürmet, insanın insana duyduğu muhabbetin sigortasıydı.

Şimdi ise imkanlar denizinde boğulurken bir yudum zarafete hasret kalışımız bundandır: Biz, tasarrufu sadece cebimizde, zenginliği ise sadece vitrinimizde aradık.

Şunu idrak etmek zorundayız: Nezaket, ruhun organik eylemidir. Sonradan öğrenilmiş, üzerine iğreti bir elbise gibi giydirilmiş bir nezaket, ilk sarsıntıda yırtılır.

Gerçek zarafet, insanın fıtri ayarlarına dönmesidir; yani fıtri olmaktır. Modern dünya bizi bu doğallıktan kopardıkça, davranışlarımızda yapay bir sertlik birikti.

Oysa nezaket, bir zayıflık emaresi değil, aksine davranış omurgasının denge hizasıdır.

İnsan bu hizayı kaybettiğinde, sahip olduğu maddi imkanlar onu dik tutmaya yetmez; aksine kibrin ağırlığıyla ruhu eğrilir.

İmkanlar arttıkça nezaketsizleşen toplum, aslında bu denge hizasını kaybettiği için devrilmektedir.

Bu noktada "mütesettir olmak" kavramını, modernitenin hapsettiği o dar sığlıktan çıkarıp asıl evrenine yerleştirmeliyiz.

Tesettür, yalnızca bir kumaşın bedeni örtmesi değildir; o, bir ruhun kendi izzetini ve fıtri safiyetini, kibrin yakıcı güneşinden korumasıdır.

Gerçek bir mütesettir; sesindeki tınıyı, gözündeki bakışı ve kalbindeki zenginliği nezaketle mühürleyendir.

Sahip olduğu zenginliği bir kamçı gibi başkalarının yüzüne çarpmayan…İmkanlarını birer gösteriş nesnesi değil, birer gizli lütuf olarak taşıyan insan, ruhuyla örtünmüştür.

Nezaket, aslında bir ruh tasarrufudur. İnsan, en değerli hazinesi olan "kalp kırmama" yetisini dünyanın gürültüsüne kurban etmemek için mütesettir bir duruş sergilemelidir.

Mahremiyetini sadece fiziksel olarak değil, karakter olarak da koruyan kişi, davranış omurgasını dengeye getirmiş demektir.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir teknoloji ya da daha yüksek bir refah seviyesi değil; "başkasına yer açan" o eski gönül ferahlığıdır.

Tasarrufu sadece maddiyatta değil; öfkede, kibride ve hoyratlıkta yapmalıyız.

Mütesettir bir ruhun zarafetiyle kuşanıp, varlığın kibrinden yokluğun o vakur sessizliğine hicret etmeliyiz.

Çünkü medeniyet, binaların yüksekliğiyle değil, insanların birbirine eğilirken gösterdiği o zarif kavisle ölçülür.

Eskiden hiçbir şeyimiz yokken "insanlığımız" vardı.

Şimdi her şeyimiz var; gelin, en azından nezaketimizi, o ruhun en organik ve en fıtri eylemini geri alalım.


© Internethaber