menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Unutulmuş Bir Destanın Genç Varislerine

17 0
14.05.2026

Tarih bazen susar gibi görünse de, suskunluğunun derinliklerinde, çağları sarsacak kadar büyük hakikatler saklar. İran Türklüğü de böyledir: Gözlerden uzak tutulmuş, sesi bastırılmış; ama kökleri toprağın en derinlerine uzanan, ruhu hiçbir zaman eğilmemiş kadim bir destan…

Bugün bizlere uzak bir coğrafya gibi gösterilen İran, gerçekte kendi tarihimizin en güçlü sayfalarından biridir. Çünkü Türkler, çağları aşarak kıtalara istikamet veren köklü bir medeniyetin temsilcisidir. Çin Seddi’nden Tuna’ya uzanan bu görkemli yolculuğun en parlak duraklarından biri de İran topraklarıdır. Zira bu topraklar, yüzyıllar boyunca Türk iradesinin, sanatının ve devlet aklının şekillendiği büyük bir medeniyet sahnesi olmuştur.

Bu geniş tarihî arka plan içinde bugün “İran” denildiğinde çoğu zaman tek ve homojen bir kimlik akla ge(tiri)lir. Oysa gerçek bundan çok daha geniş ve katmanlıdır. İran, tarih boyunca yalnızca bir kavmin değil; farklı milletlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin birlikte var olduğu bir coğrafya olmuştur. Bu coğrafyada Türkler sadece gelip geçen bir unsur değil, kurucu ve belirleyici bir güç olarak öne çıkmıştır. Horasan’dan İsfahan’a, Firuzabad’dan Rey’e (Tahran’a), Meraga’dan Tebriz’e, Erdebil’den Urmiye ve Hemedan’a kadar uzanan kadim şehirler, Türk kültürünün sadece izlerini değil, bizzat kendisini taşımaktadır.

Bir düşünün… Selçuklular daha Anadolu’ya gelmeden önce İran’ı Türk yurdu hâline getirmişti. Ardından Safevîler döneminde Türkçe, devletin ve edebiyatın dili olarak yükselmiş, Nadir Şah zamanında ise bu coğrafya, bir cihan kudretinin merkezi hâline gelmişti. Böylece İran Türklüğü, tarihin kenarında kalmış bir hikâye değil; bizzat tarihin merkezinde yer alan........

© Internethaber