NATO’nun yeni stratejik yönelimi ve Türkiye’nin iç barış sınavı
NATO’nun Ankara Zirvesi, yalnızca yayımlanan sonuç bildirgesiyle değil, gerçekleştiği siyasal atmosferle de dikkat çekti. Hukukun sınırlarını zorlayan gözaltı ve tutuklamaların gölgesinde, fiilî bir olağanüstü hâl görüntüsü veren başkent, aynı zamanda devletin ihtişamını sergilemeyi amaçlayan gösterişli karşılama törenlerine ev sahipliği yaptı. Güvenlik, hukuksuzluk ve gösterişin aynı karede buluştuğu bu tablo, Türkiye’nin mevcut siyasal rejiminin çelişkilerini görünür kıldı. Ancak zirvenin siyasal atmosferi kadar önemli olan, ortaya koyduğu stratejik çerçevedir. Çünkü Ankara Bildirgesi yalnızca NATO’nun önümüzdeki yıllardaki güvenlik anlayışını değil, Türkiye’nin dış politika hedeflerini ve iç siyasal tercihlerini de dolaylı biçimde etkileyecek yeni bir dönemin işaretlerini vermektedir.
NATO yeniden kendisini tanımlıyor Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra NATO uzun yıllar boyunca kimlik krizi/arayışı yaşayan bir ittifak görünümündeydi. Balkanlar, Afganistan ve terörle mücadele operasyonları ittifakı daha çok kriz yöneten bir güvenlik örgütüne dönüştürmüştü. Ankara Bildirgesi ise bu dönemin kapandığını gösteriyor. NATO yeniden büyük güç rekabeti ekseninde konumlanıyor. Rusya uzun vadeli temel tehdit olarak tanımlanırken, caydırıcılık yeniden ittifakın merkezine yerleşiyor. Böylece devletler arası güç mücadelesi NATO’nun temel referans noktası hâline geliyor. Bununla birlikte bildirgenin en dikkat çekici yönü, güvenlik anlayışını yalnızca askerî kapasiteyle sınırlamamasıdır. Savunma sanayii, yapay zekâ, yarı iletken teknolojileri, veri merkezleri, siber güvenlik, uzay sistemleri ve kritik altyapılar artık ittifakın stratejik öncelikleri arasında yer alıyor. NATO giderek yalnızca orduları değil, savunma sanayilerini, teknolojik altyapıları ve üretim kapasitesini de bütünleştiren bir güvenlik-ekonomi ekosistemine dönüşüyor. Diğer önemli değişim ise yük paylaşımında yaşanıyor. ABD teknolojik liderliğini sürdürürken Avrupa daha fazla savunma sorumluluğu üstlenmeye hazırlanıyor. Türkiye, Polonya ve Romanya gibi ülkelerin ise doğu kanadının askerî omurgasını oluşturması bekleniyor. Bu yeni iş bölümü, NATO’nun önümüzdeki yıllardaki stratejik mimarisini belirleyecek temel dönüşümlerden biri olmaya adaydır. Sonuç olarak Ankara Bildirgesi, NATO üyesi ülkelerin yalnızca mevcut krizlere ve risk okumalarına cevap veren bir belge değil; uzun süreli jeopolitik rekabet dönemine hazırlanmış yeni bir güvenlik doktrinidir.
Türkiye beklentilerini ne ölçüde karşılayabildi? Son yıllarda Ankara’nın temel dış politika hedeflerinden biri, yalnızca NATO’nun önemli üyelerinden........
