menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kayıran’ın Nisan Tezleri: Vaat ile gelirler… hak! hak diye ama ilhak ederler

32 0
11.04.2026

Yücel Kayıran şiir ve felsefe üzerine düşünen; düşündüklerini yazan, örnekler sunan bir şairdir. Şiirlerinin temel özelliği tinsel bir politika arayışıdır. Yücel, şiirini felsefi şiir olarak tanımlar. Ancak bu ne felsefenin ve kavramların şiire dönüşümü ne filozofların hayatlarıyla ilgilidir; Yücel’in söylediği/ yazdığı şiirin niteliği, şiire içkin olan tinsel evrenle ilgilidir: Şiir, insanın/ Yücel’in, dün, şimdi ve yarında yaşadığı çıkmaz, çıkışsızlık ve bir iç savaş (stasis) durumudur.  Yücel’in şiiri, bir dünya görüşünün şiiri değildir, ancak bu Yücel’i siyasete karşı biri yapmaz… Hatta bazen radikaldir… İdeoloji, amaca uygun bir tasarım sunar ama felsefe ve buna dayalı şiir, hakikati olduğu gibi dile getirir. Bu anlamda Yücel’in şiiri, tinselin taklidi olarak karşımıza çıkar. İnsan çıkmazdadır, içinde bir iç savaş vardır; yarılma, ikilik, kriz ve kötülük almış başını gitmiştir: yalnızlık, yabancılaşma, melankoli, ıssızlık, neşe ve gülüşe yer bırakmamıştır.  Bir iç hesap vardır; hesap, geçmişe ve şimdi, şu an’da var olana dönüktür; şiir, geçmişin sesini bu güne taşımakla mükelleftir; şair,  çıkışsızdır, durumundan konuşur: Yaslı ve karanlık; melankolik ve sorgulayıcıdır… Okuyan, gerilir, çıkmazı hisseder. Bilinci eleştirel olandır.

Kitap adını Lenin’in meşhur kitabından alıyor: Nisan Tezleri.  Bu kitap, devrim sürecine hız vermiştir; metnin etkisi yalnızca politikayla sınırlı kalmamış, edebiyatı da etkilemiştir. Sanat, halk içindir görüşü büyük oranda bu metinden sonra ağırlık kazanmıştır. Siyasette olduğu gibi edebiyatta da “yeni Sovyet insanı” fikri öne çıkmıştır. Bundan böyle karakterler bireysel trajedilerden çok kolektif mücadelelerin temsilcisi olarak kurgulanmışlardır; yazarlar, devrimi destekleyen eserler üretmeye teşvik edilmiştir. Ancak bu zamanla bir sansür ve yönlendirme mekanizmasını da beraberinde getirmiştir. Dostoyevski ve Tolstoy gibi büyük yazarların birey merkezli, metafizik temaları ikinci plana itilmiş, kolektif bir dünya görüşü benimsenmiştir. Devrim sonrasında Mayakovski gibi isimlerle fütürizm ve avangard sanat kısa bir özgürlük alanı bulmuş olsa da, bu deneysel çizgi, daha sonra yerini katı bir gerçekçiliğe bırakmıştır.

Bu anlamda Mayakovski’de trajik bir örnek olarak karşımızda durur. Tezleri’n çağrısı, savaşın bitirilmesi, iktidarın sosyalistlere geçmesidir; Mayakovski, devrimi desteklemekle kalmaz, onu şiirinin merkezine yerleştirir ve bireysel lirizmini, kollektif heyecana dönüştürür: Devrim estetik bir olaydır, hata öyle bir kendinde duyar ki bunu, afişler yapar, sloganlar üretir, yazdığı kısa şiirlerle halka seslenir. Mayakovski şiirin tarzını değişir; ölçü ve uyakları kırar. Bu edebiyata çok şey verir ama Mayakovski’nin şiirinde ve hayatında gerilime neden olur; duyarlığıyla, ideoloji arasında sıkışır; sanatın özgürlüğüyle ideolojik görev arasında çatışma yaşar… Mayakovski’nin 150.000.000 ve Lenin Destanı, Tezleri’n yankısının açık bir biçimde gösteren ilk metinlerdir. Bu şiirde Rus halkı (150 milyon insan) tek bir devasa özneye dönmüşlerdir. Bu, Tezleri’n “iktidar halka” (tarihi yapan bireyler değil, örgütlü kitlelerdir) fikrinin şiirsel karşılığıdır. Ancak bu şiirde birey yoktur, biz vardır: Rus halkı, efsanevi bir kahramandır ve karşısında bütün dünyanın kapitalist figürleri durmaktadır. Lenin Destanı ise Lenin’in ölümünden sonra yazılmıştır. Şiirde Lenin tek başına bir kahraman değildir; halkla anlam kazanan biridir. Lenin, tarihin motoru değil, tarihin yönünü açan bir figürdür. Şiirde liderle halk arasında diyalektik bir ilişki vardır. Lenin halkı yönlendirir, halk Lenin’i büyütür.

Bu, Nisan Tezleri’nin ruhuna uygundur: Lider vardır ama asıl güç kitlelerdedir. Mayakovski klasik bir kahraman destanı yazmaz. Lenin’i tanrılaştırmaz. Onu devrimin bir parçası olarak konumlandırır. 150.000.000, devrimin kolektif ruhudur; Lenin Destanı’nda Lenin: Devrimin tarihsel bilinci…

Nisan Tezleri’nin edebiyattaki etkisi büyük oranda Sovyetlerle sınırlı kalmıştır. Örneğin 20’inci yüzyılın Avrupa’sı, özellikle edebiyatıyla dikkat çeken Fransa’da bu tezler pek etkili olmamıştır: Fransız şiiri sürrealizm, direniş ve politik angaje şiir akımlarıyla dolu olsa da, eserler devrim, proletarya, Paris Komünü, sınıf mücadelesi motifleriyle örülüdür.

Nisan ayı şiirde bahar, aşk, yenilenme, melankoli sembolüdür (Apollinaire’de), ama siyasi tez bağlamında nadirdir. Aragon, Lenin’i öven şiirler yazar ama Tezleri’ne odaklı değildir.

Türkçe şiirde Zafer Ekin Karabay ve Yücel Kayıran’ın Nisan Tezleri başlıklı şiirleri var.  Kayıran, bu adla,  aşağıda anacağım bir kitap yazdı.

Karabay’ın şiiri, tarihsel ve ideolojik bir göndermeyle açılır, böylece şiirin bireysel bir duyarlılık metni olmadığı, politik bir bilinç şiiri olduğuna söyler: Nisan, yalnızca bir mevsim değildir, uyanış ve isyan momentidir: “Nisan bir isyandır senin sessizliğinde” dizesiyle bu tanımlanır. Sessizlik, bastırılmış bir bilinci; nisan, bastırılmaya karşı gelişen içsel devrimdir. Eliot’un “zalim ay” dediği yerin merkezi…

Karabay, şiirin ilk bölümde hakikati “yasak metinlerde” arar: “Adını yasak metinlerde buluyorum/ bir devrin silsilesinde adını ve namını.” Hakikat, farklı toplumsal kesimlere taşınır: “Bazen mistik bir güç gibi misyonerler gizliyor/ bazen bir kitap gibi entelektüeller ve işçiler.” Böylece sınıflar ve ideolojiler arasında dolaşan, ama hiçbir zaman özgürleşemeyen bir şeye döner hakikat. İkinci bölümde ise şiir bireysel düzlemden çıkar, tarihsel ve politik bir zemine yerleşir; Karabay, “Ekim uğrun uğrun büyür nisanla” diyor, böylece nisanı başlangıç, ekimi de bu başlangıcın olgunlaşmış hali olarak kuruyor. Ancak burada yalnızca bir yükseliş değil, bir kırılma da vardır: “Şimdi taze yenilgiler bekletiyorum/pirüpak yenilgiler, bayat yengiler peşinde” dizelerinde yenilgi arındırıcı, öğretici bir deneyim olarak yüceltiliyor; zafer ise eskimiş ve yozlaşmış bir durum olarak ima ediliyor. Üçüncü........

© İlke TV