Hikmet-i Devlet ve siyasal mit üretimi
Oya Baydar adlı T24 yazarı, “Bay Kemal’in Kemal Bey, Öcalan’ın kurucu önder olmasının hikmeti” başlığıyla (2 Haziran 2026) bir yazı yayımlamıştır… Yazısında Türkiye’deki güncel siyasal krizleri (özellikle CHP’deki liderlik tartışması ve Bahçeli’nin Kürt Öcalan açılımı) “hikmet-i devlet” (raison d’état) çerçevesinde yorumlamış, oldukça eleştirel ve konspiratif bir analiz yapmıştır. Baydar, olayları tesadüf ya da kişisel hırslarla değil, devletin (ya da derin yapının) uzun vadeli otoriter projesiyle açıklamıştır…
Yazının merkezindeki mesele, devletin gerçekten nasıl işlediğinden çok, belirsizlik ve kriz dönemlerinde toplumun ve aydınların siyasal gerçekliği nasıl anlamlandırdığıdır. Siyasal analizden çok arketipsel bir anlatıyı içeren yazının dikkat çekici yönü ise gölge kavramı. Gölge, bireyin ya da toplumun kendisinde görmek istemediği özellikleri dışarıya yansıtmasıdır; insanlar çoğu zaman kendi zaaflarını, korkularını ve başarısızlıklarını dışsal güçlere yükleyerek psikolojik rahatlama sağlarlar. Baydar’ın yazısında CHP içindeki çatışmalar, muhalefetin stratejik hataları, liderlik sorunları, örgütsel zayıflıklar büyük ölçüde “devlet aklı”yla açıklanmaktadır. Böylece muhalefetin iç çelişkileriyle yüzleşmesi gereken alanlar görünmez bir merkezin operasyonu olarak yorumlanmaktadır. Böylece siyasal analiz yerini gölge projeksiyonuna bırakıyor. Bu muhalefetin sorunlarının dışarıdaki güçlü ve gizemli bir aktöre aktarılmasıdır.
Benzer bir hal Bahçeli ve Öcalan örneğinde görülmektedir. Siyasette düşmanların müttefik, müttefiklerin düşman haline gelmesi olağan bir durumdur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ancak insanlar psikolojik olarak keskin karşıtlıklarla düşünmeye eğilimlidir. Dün “mutlak düşman” olan bir figürün bugün müzakere edilen bir aktöre dönüşmesi, bilinç düzeyinde rahatsızlık yaratır. Jung’un karşıtların birliği fikri burada önem kazanır. Siyaset çoğu zaman paradokslarla işler; ancak insanlar bu paradoksları kabul etmekte zorlandıkları için onları görünmez planlarla açıklamaya yönelirler. Baydar’ın yazısında da Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik dönüşümü pragmatik siyasetin, bölgesel gelişmelerin ya da yeni stratejik hesapların sonucu olarak değil, büyük bir devlet planının parçası olarak yorumlanmaktadır. Öcalan ve Kılıçdaroğlu, aynı görsel içersinde sunularak, ayrıca anlamsız bir mesaj verilmiştir: Kürt meselesi ayrı, günlük siyaset ayrı şeylerdir… Kılıçdaroğlu, sadece yüzde otuzları bulan bir partiyle ilişkilidir; Öcalan ve Kürt sorunu ise Orta Doğu’yu ilgilendiren bir konudur…
Bu noktada yazının dili de önem kazanmaktadır. Metinde sıkça, sola yeni değmiş gençler gibi “görevli”, “aparat”, “atanmış aktör”, “derin devlet”, “emperyalist proje”, “müesses nizam” gibi kavramlar kullanılmaktadır. Bu dil, okuyucuda yalnızca siyasal bir değerlendirme değil, aynı zamanda gizli bir anlam dünyasına erişildiği hissini yaratmaktadır. Olayların görünen yüzünün ardında daha derin ve gerçek bir hikâye olduğu ima edilmektedir. Jung’un bakış açısından bu, modern siyasetin sekülerleşmiş mit üretim biçimlerinden biridir. Dinsel anlatıların yerini artık görünmez siyasal güçlerin aldığı yeni mitolojiler almaktadır.
Bu nedenle Baydar’ın yazısına Jungcu açıdan yöneltilebilecek temel eleştiri, onun siyasal olayları açıklamaktan çok anlamlandırmaya çalışmasıdır. Elbette her siyasal analiz bir ölçüde anlamlandırma içerir. Ancak burada anlamlandırma arzusu, olayların karmaşıklığını aşan bir bütünlük üretmektedir. Birbirinden farklı aktörler, farklı çıkarlar, farklı hesaplar ve farklı süreçler tek bir merkezden yönetilen büyük bir hikâyenin parçaları haline getirilmektedir.
İnsan zihni karmaşık ve dağınık olaylarla karşılaştığında bunları anlamlı bir bütün haline getirmeye çalışır. Özellikle kriz dönemlerinde rastlantılar, çelişkiler, beklenmedik gelişmeler insanlarda rahatsızlık yaratır. Zihin, bu rahatsızlığı azaltmak için olaylar arasında görünmez bağlantılar kurar ve dağınık gerçekliği tek bir hikâye içinde yeniden düzenler. Baydar’ın yazısında da benzer bir eğilim görülmektedir. Bahçeli’nin değişen söylemi, Öcalan meselesi, CHP’deki çatışmalar, Kılıçdaroğlu’nun tutumu ve uluslararası gelişmeler tek bir açıklayıcı çerçeve içine yerleştirilmektedir. Böylece karmaşık siyasal süreçler, görünmeyen ama her şeyi yöneten bir “devlet aklı” anlatısında birleşmektedir.
Arketip teorisi açısından bakıldığında “devlet aklı” kavramı burada somut bir siyasal mekanizmadan çok bir arketip gibi işlemektedir. Yazıda devlet, sıradan bir kurum değil; her şeyi gören, uzun vadeli plan yapan, insanları yönlendiren ve olayları perde arkasından şekillendiren bir özne olarak tasvir edilmektedir. Bu figür, “Bilge İhtiyar” arketipinin karanlık bir versiyonunu andırmaktadır. Bilge İhtiyar normalde rehberlik eden, anlam veren ve düzen kuran figürdür. Baydar’ın metninde ise bu figür manipülatif, gizli ve yönlendirici bir güce dönüşmektedir. Sonuç olarak “devlet aklı” siyasal bir kavram olmaktan çıkıp yarı........
